YayınlarımızTüplerin Bağlanması Sonrasında Gebelik ve Malpraktis Davası

24 Mart 20220
https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2022/03/wepik-2022224-145232-1280x853.png

Gebeliğin önlenmesi için tüplerini bağlatan kadının, tüp ligasyonu operasyonu sonrasında hamile kalması nedeniyle açılan bir malpraktis davasında Yargıtay’ın kararını inceleyeceğiz. Yargıtay 3’üncü Hukuk Dairesi’nin içtihat halinde gelmiş olan bu kararı; hasta ile hekim arasındaki ilişkinin hukuksal temelini, aydınlatılmış onam belgesinin şartlarını ve tedavi ilişkisinde ispat yükünün detaylı olarak inceleyen bir karar olması bakımından önemlidir.  Birlikte inceleyelim…

 

Davanın Konusu Özetle:

T.C. Yargıtay Başkanlığı – 3. Hukuk Dairesi
Esas No.: 2020/5711
Karar No.: 2021/5536
Karar tarihi:26.05.2021

Davacılar, üçüncü çocuğa hamilelik sırasında, dördüncü çocuğa bakacak durumda olmadıklarını, doğum sırasında gebeliği önleyici işlem yapılmasını (tüplerin bağlanması) istediklerini kadın doğum uzmanına bildirmişlerdir. Davacının talebi üzerine sezaryen doğum sonrasında tüpleri bağlanmıştır. Ancak iki yıl sonra dördüncü çocuğuna hamile kalan davacı, tüplerin bağlanması işleminde gerekli özenin gösterilmediğini ve istenmeyen gebelik meydana geldiği iddia ederek,  doktoru aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.

 

Yerel Mahkeme Kararı:

Tazminat talebine yönelik olarak Tüketici Mahkemesinde yapılan yargılamada;  “ davalı doktor tarafından uygulanan tüp ligasyon ameliyatından önce düşük de olsa başarısızlık olasılığının bulunduğu hususlarında yeterince aydınlatılmadıkları, rıza formunda tedavi yönteminin başarı şansı hususlarında yeterince aydınlatılmadıkları, rıza formunda tedavi yönteminin başarı şansı ve süresi, bu yöntemin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, tıbbi sonuçları ve olası komplikasyonları konularında yeterli açıklama bulunmadığı, davalı doktorun kusurlu olduğu gerekçesiyle; 10.000 TL manevi ve 62.886,07 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

 

İlk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda; “…manevi tazminata yönelik istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, onam formunda işlem başarılı olsa dahi ileri de çok düşük ihtimalde olsa gebeliğin gerçekleşebileceğine dair açıklama bulunması gerekirken, böyle bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmasına göre; davalı doktorun yeterli aydınlatıcı bilgi vermediği, ancak davacıların sağlık bilgisi içeren internet sitelerinden çok basit bir araştırma ile tüp ligasyon operasyonu sonrasında tüplerin yeniden aktif hale gelebileceği ve gebeliğin mümkün olduğunu öğrenebilecek durumda oldukları ayrıca gebeliği öğrendikleri 19/02/2015 tarihi itibariyle yasal olarak gebeliği sona erdirme olanakları varken bebeği dünyaya getirmeyi tercih ettikleri, bu nedenle aydınlatma yükümlülüğünün tam olarak yerine getirilmemesi nedeni ile maddi tazminatın tamamından davalının sorumlu tutulması da hakkaniyete uygun düşmeyeceği, maddi tazminat miktarından ½ oranında hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği “ gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kabulüne karar vermiştir.

Sonuç olarak; Bölge Adliye Mahkemesi manevi tazminatın 8.000 TL’ye ve maddi tazminatın  ise yarıya indirilmesine oy çokluğu ile karar vermiştir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5’inci Hukuk Dairesi)

 

Yargıtay Temyiz İncelemesi

Temyiz İncelemesi Yargıtay’ın 3’üncü Hukuk Dairesi tarafından yapılmıştır.

 

Hasta Hekim İlişkinin Hukuksal Niteliği Ve Aydınlatma Konusunda Yargıtay Kararında Yer Alan Hukuksal İrdelemeler:

Yargıtay’ın 3’üncü Hukuk Dairesi temyiz kararında aynen Dava, davalı doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK md 400/1). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.

Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüttü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK’nın 510/2 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Önemli bir diğer düzenleme de “Avrupa Biyotıp Sözleşmesi” dir. Bu sözleşme 9/12/2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler.” Sözleşmenin 4. maddesinde ise, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.

Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir.” düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekimin Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır.” Bu düzenlemelerde aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise, ispat külfeti doktor ya da hastanededir.Şeklindeki açıklamalarla hekimin aydınlatma yükümlüğünün temelin oluşturan yasal gerekçelerin altı çizilmiştir.

 

Yargıtay Dava Konusu Somut Olayın Özelindeki Görüşleri:

Somut olayda; davalı doktor tarafından, gebeliğinin önlenmesine yönelik işlem yapıldığı, işlem öncesi düzenlenen rıza formunda ise; “yapılacak işlem başarılı olduğunda artık çocuğumun olmayacağını bilmekteyim, yapılan işlemin etkisi süreklidir” açıklaması bulunmasına rağmen, daha sonra, az da olsa gebelik ihtimalinin bulunduğuna dair açıklama yapılmadığı, yeterli aydınlatıcı bilgi vermediği anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde davalı doktorun sorumlu olduğuna yönelik karar verilmekle birlikte; işlemde bir hatanın da tespit edilememesine göre, davacıların gebeliğin gerçekleşebileceğine ilişkin internet sitelerinden araştırma yapmadığı ve yasal süre içerisinde gebeliği sonlandırmadıkları gerekçesiyle hakkaniyet indirimine gidildiği anlaşılmaktadır.” şeklindedir.

 

Yargıtay’ın Hakkaniyet İndirimine Dair Görüşleri:

“ 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 51/1 maddesinde, hâkimin tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği açıklanmıştır.

Buna göre; davalı doktor tarafından, davacıların uygulanan işleme ilişkin, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin taşıdığı riskler, tıbbi sonuçları ve olası komplikasyonları konularında yeterince aydınlatılmadığı, asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran duruma yönelik bu tereddüdü ortadan kaldıracak nitelikte özen yükümlülüğüne uygun davranmadığı belirlendiğinden; davacılara internet sitelerinden araştırma yapma yükümlülüğü yüklenemeyeceği, ayrıca yasal süre içerisinde gebeliğin sonlandırılmasının sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılamayacakları anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan tazminat miktarlarından bölge adliye mahkemesince hakkaniyet indirimi yapılması doğru görülmemiş, BOZMAYI gerektirmiştir.” şeklindeki ifade ile dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

(Yargıtay 3’üncü Hukuk Dairesi 2020/5711 E – 2021/5536 K nolu, 26.05.2021 tarihli kararı)

 

Sonuç olarak;

Yerleşik yargı içtihatlarında, hasta ile hekim arasındaki ilişki Borçlar Kanunu’nda yer alan “vekalet akti” hükümlerine göre değerlendirilmektedir. Vekalet akdinin temelinde yer alan işin özen ile ifa edilmesi ve edildiğinin ispatı malpraktis davalarının temelini oluşturmaktadır.

O nedenle, hastanın tedavi hakkında yeterince bilgilendirmiş olmasına, aydınlatılmış onam belgelerinin mevzuatın öngördüğü şartları kapsamasına ve özellikle ilgili tıbbi müdahalenin en sık rastlanan komplikasyonlarının onam belgesinde  yer almasına özen gösterilmelidir.

HANYALOĞLU- ACAR HUKUK BÜROSU

Av. Ayşe Gül HANYALOĞLU

Bu konuda hakkındaki videomuzu da izlemek için tıklayın:

 

Yorumlarınızı Paylaşın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2020/05/wlogo1-320x89.png
Büyükdere Caddesi 239/9 Maslak 34398 İstanbul
+90 212 278 25 51
info@hanyaloglu-acar.av.tr

Bizi takip edin:

Danışmanlık Alın

Bütün hakları saklıdır.

© Hanyaloğlu & Acar Hukuk Bürosu 2020