GenelHastaya Tıbbı Kayıtların Verilmemesinin Sonuçları

27 Ocak 20210
https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2021/01/pexels-anete-lusina-4792285-1280x853.jpg

Tedavi sonrasında, hastaya tıbbi kayıtların verilmemesi veya istemesine rağmen uzun süre sonra verilmesi hasta açısından bir tazminat hakkı doğurur mu? Malpraktis iddiası ile açılan bir davada tıbbi uygulama hatası olmamasına rağmen, hasta kaydına ulaşım güçlüğü manevi zarar olarak değerIendirilebilir mi? Bu soruların yanıtını Danıştay 15. Daire’nin 2014/5076 E- 2015/2184 K nolu kararı üzerinden inceleyeceğiz.

Danıştay vermiş olduğu kararda, hizmet kusurunu değerlendirirken Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Kayıtları İnceleme ” başlıklı 16. maddesinde yer alan;Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgiler bulunan dosyayı ve kayıtları, doğrudan veya vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile inceleyebilir ve bir suretini alabilir.” şeklindeki düzenleme ile Bilgi Edinme Kanunu’nun 10. maddesinde yer alan; “Kurum ve kuruluşlar, başvuru sahibine istenen belgenin onaylı bir kopyasını verirler…” şeklindeki düzenlemeleri esas  almıştır.   Danıştay 15. Daire’nin görüşünü ilgili karardan ilgili alıntılar yaparak inceleyelim.

Dava Konusu:

Dava; gebelik takibi süresince yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı, gebenin yeterince bilgilendirilmediği ve bu suretle bebeklerini kaybetmelerine neden olunduğu, ayrıca hasta dosyasının da kendilerine verilmediğinden, idarenin ağır hizmet kusuru nedeniyle zarara uğranıldığı iddiası ile açılan tazminat davasıdır.

İdare Mahkemesi Kararı:

İdare Mahkemesi yapmış olduğu yargılamada; Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan bilirkişi raporu ile gebelik takibinde ve doğumda bir hata saptanmamış olduğundan davanın reddine karar verilmiştir.

Temyiz İncelemesi ve Onama Kararı:

Danıştay 15. Hukuk Dairesi yapmış olduğu temyiz incelemesi neticesinde, hizmet kusuru saptanmamış olması nedeniyle, İdare Mahkemesi tarafından verilen ret kararını yerinde bularak kararı onamıştır.

Karar Düzeltme Talebi Neticesinde Yapılan İnceleme:

Davacı taraf, onama kararına itiraz ederek kararın düzeltilmesini talep etmiştir. Bu aşamada Danıştay’ın yapmış olduğu inceleme şu şekildedir:

Gebelik Takibinde Tıbbi Hata İddiasının İncelenmesi:

Olayla ilgili Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nca düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; “36 haftada ölü doğduğu tespit edilerek sezaryen yolu ile doğurtulduğu bildirilen … ve … kızı bebek hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde veriler birlikte değerlendirildiğinde; tıbbi belgeler ve otopside tanımlanan mevcut bulgularla bebeğin intrauterin ölüm nedeninin belirlenemediği,  rutin kontrolünde çekilen NST grafisinin reaktif olduğu, gebelik süresince rutin tetkiklerinin yapılmış olduğu, takiplerinde bebekle ilgili bir problem tespit edilmediği dikkate alındığında uygulanan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu ” yolunda görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.

Sağlık hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Davalı idarece sunulan sağlık hizmetinin kusurlu işletilmediği anlaşılmaktadır.

Hasta Dosyasının Verilmediği İddiasının İncelenmesi:

  • Hasta Kaydının İdareden İstenmesi:

Davacılardan … tarafından ölü doğum eyleminden sonra XX Üniversitenin Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği’ne hitaben yazılan …… tarihli dilekçede özetle; ” Hastanenin Kadın Hastalıkları ve doğum bölümü doktorlarından Prof. Dr. … gözetiminde aylık kontrollerim devam ederken ve bebeğim 35 hasta 3 günlük iken sezaryen yöntemiyle ölü doğum yaptım, hastanenizden ayrıldım.  Ölüm nedeni ve hastanın durumu konusunda adı geçen doktor tarafından bana ve eşime veya diğer bir yakınıma herhangi bir şey açıklanmadığı gibi, tarafımıza bir epikriz, ölüm raporu veya taburcu işlemlerine ait bir belge de verilmemiştir. “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve Hasta Hakları Yönetmeliği gereğince talepte bulunulduğu görülmüştür.

Adı geçen hekim Başhekimliğe hitaben cevap yazısında özetle; ” … gebelik takibimde olan bir hasta olup, rutin kontrollerinde bir risk taşımayan, muayene bulgularında gerek anne gerek fetusta herhangi bir sorun olmadığı halde 35 hafta 3 günlük iken bebek hareketlerinde azalma ile kliniğimize başvurmuştur. Yapılan incelemede fetusun kalp atışının izlenmediği tespit edilip, ” intrauterin ani fetal ölüm ” ve mükerrer sezaryen tanısı ile sezaryene alınıp gebelik sonlandırılmıştır. Hasta postoperatif 1.gününde erken olmasına karşın hasta kendi isteği üzerine hastaneden ayrılmıştır. İntrauterin ani fetal ölüm sebebi bulunması açısından bebek otopsiye gönderilmiş olup, diğer incelemeler hasta kendi isteği ile sezaryen sonrası erken dönemde hastaneden ayrıldığı için tamamlanamamış olup, polikliniğimize başvurduğu takdirde loğusa dönemi sonraki yapılacak olan kontrol muayenesinde tamamlanacaktır. ” denilmiştir.

  • Hasta Dosyasının Tekrar İstenmesi:

Bu bilgi hastaya iletilmiştir. Bu kez hasta tarafı, ilgili Rektörlüğü’ne yeniden başvurulmuş, “dosyamın tamamının, epikriz, ölüm raporu, varsa ölüm nedenini de açıklayan belgeler ve diğer belgelerin onaylı bir nüshasının anılan kanundaki süreler içerisinde tarafına verilmesini istediği halde bu hususun yerine getirilmediğini” belirterek tekrar talep bulunmuştur.

Başvuruyu değerlendiren XX Üniversite Rektörlüğü Bilgi Edinme Birimi ilgili kişiye iletilmek üzere en geç 7 gün içerisinde kendilerine gönderilmesini istemiştir.

Rektörlük Bilgi Edinme Birimi Yazısını alan Başhekimlik doktordan istenen bilgi ve belgelerin Başhekimliğe iletilmesini istemiştir.

İlgi doktorun yanıtı;şikâyet konusunu tazminat davalarına dönüştürebileceği de göz önüne alındığında verilecek belgelerin yetkisiz belki de Anabilim Dalımız kadar bilgi ve tecrübe birikimi olmayan kişilerin eline geçmesiyle kurumumuz aleyhine kullanabilecekleri ve bu davranışların hasta ve hekim etiğine uymayacağı görüşündeyim. Klinikte mevcut hasta dosyasının bir fotokopisi ilişikte sunulmuştur.” şeklindedir.

Üniversite Rektörlüğü yeterli görmeyerek epikriz, ölüm raporu ve ölüm nedenini açıklayan bilgilerin eksik bildirilmiştir.  Başhekimlik cevabi yazısında ” … Adı geçene ait hastanemizde başkaca gönderilecek bilgi ve belge bulunmamaktadır. ” cevabı verilmiştir.

  • Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na Başvuru

Gelişen süreçte davacılardan …, bilgi edinme talebinin hastane yönetimi ve Üniversite Rektörlüğü tarafından vaktinde ve tam olarak karşılanmadığından bahisle Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘na başvurmuştur. Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu verdiği kararla; ” Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre zaten ilgili kişiye karşı aleni olması gereken, hastanın kendisine ait bilgi ve belgelerin, Bilgi Verme Yükümlülüğü başlıklı 5. maddesi uyarınca başvuru sahibinin erişimine açılmasına… ” karar vermiştir.

Dolayısıyla dava dosyası incelendiğinde; hasta dosyası ile diğer bilgi ve belgeye ulaşmada yaşanan gecikme nedeniyle de manevi zarara uğranıldığının ileri sürüldüğü görülmekle birlikte bu hususun İdare Mahkemesi tarafından değerlendirilmediği yalnızca tıbbi uygulamaların incelendiği görülmüştür…….

Bozma Kararı Gerekçesi:

Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, hasta dosyası ve diğer bilgi ve belgelerin yasal süresinde hastanın erişimine açılmadığı anlaşılmaktadır….

İdare hukuku ilkeleri ve Dairemizin içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

İdare tarafından bilgi edinme birimlerinde yeterli sayıda ve kalitede personel istihdam edilmemiş olması, personelin gerekli eğitime sahip olmaması, personelin hizmetin görülmesinde gerekli dikkat ve özeni göstermemiş olması, taleplere yanlış/hatalı veya eksik cevap verilmesi gibi durumlarda ” hizmetin kötü işlemesinden ” dolayı idarenin kusuru doğacaktır.  Yine bilgi edinme hakkının kullanımına ilişkin başvuruların, yasal süresi geçirildikten sonra cevaplandırılması ” hizmetin geç işlediğinin ” göstergesi olacaktır.  Bilgi edinme hakkı, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bağlamında vazgeçilmez haklardan biridir. Kamu hizmetlerinde şeffaflığın sağlanması bakımından da önem arz etmektedir.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında; Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. maddesinde yerini bulan “Kayıtların İncelenmesi ” başlıklı düzenlemenin ve Bilgi Edinme Kanunu’nun Bilgi ve Belgeye Erişim Başlıklı 10. maddesinin ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

Bilgi Edinme Hakkı İhlalinin Manevi Tazminat Gerektirip Gerektirmeyeceği Sorunu:

Manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır.  Dava konusu olayda, bilgi edinme hakkının kullanılması kapsamında talep edilen davacı tarafa süresinde verilmemesinin çocukları ölü olarak doğan anne ve baba nezdinde, sağlık uygulamalarının kusurlu işletildiği hususunda yaratılan şüphe ve ruhsal çöküntü manevi tazmin talebinin karşılanması gereğini ortaya koymaktadır. Bu durumda olayda hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddeden İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğundan söz etmek mümkün olmamıştır. “Şeklinde bir bozma kararı oluşturmuştur.

 

Değerlendirmelerimiz:

İncelediğimiz Danıştay kararına yönelik değerlendirmelerimize gelince:

İlgili yasal mevzuat açısından: Hiç kuşkusuz ki; hasta kayıtlarına erişim hakkı gerek imzalamış olduğumuz uluslararası sözleşmeler gerekse Hasta Hakları Yönetmeliği gereği her birey açısından bir haktır. Avrupa Konseyi Üyesi Devletler ve Avrupa Topluluğu tarafından biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, insan onuru ve bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bu tedbirlerin alınmasına yönelik kararlar alınmış ve bu çerçevede hazırlanan “Biyoloji Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi” 4 Nisan 1997 tarihinde imzaya açılmıştır.  Türkiye Cumhuriyeti olarak imzalanmış olduğumuz bu sözleşme 09.12.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İlgili sözleşmenin 10. maddesi “Özel Yaşam ve Bilgi Edinme Hakkı”na ilişkindir.

Anayasa’nın Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı 74 maddesi de bu kapsamda bir hak sağlar. Yine keza paralel bir bakış açısı taşıyan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Kayıtları İnceleme” başlıklı 16. maddesi de açık bir düzenleme içermektedir.

Ayrıca kararın konusu olmamakla birlikte yeri gelmişken belirtmek gerekirse; hasta sağlık verileri hassas nitelikli kişisel veri olduğundan bu verilen korunması ve paylaşılması da 21.06.2019 tarihinde yürürlüğe giren Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik ile kapsamlı bir koruma öngörülerek düzenlenmiştir. Sağlık Verilerine Avukatların Erişimi başlıklı 10. maddesinde yer alan; ‘Avukatlar, müvekkilinin sağlık verilerini genel vekâletname ile talep edemezler. Müvekkiline ait sağlık verilerinin avukata aktarılması için düzenlenmiş olan vekâletnamede, ilgili kişinin özel nitelikli kişisel verilerinin işlenmesi ve aktarılmasına ilişkin açık rızasını gösteren özel bir hüküm bulunması gerekmektedir.’ şeklinde olmakla birlikte bu düzenlemenin iptali için açılmış olan dava mevcuttur. Ancak henüz böyle bir iptal kararı olmadığından, hasta verisi talep eden avukatların bu konuda özel olarak yetkilendirilmiş olmaları gerekir.

 

Sonuç olarak;

İncelediğimiz yüksek yargı kararına konu vakada da görüleceği üzere; sağlık hizmetinin verilmesi sırasında, hizmetinin hukuka uygunluğu değerlendirilirken, hekimi uyguladığı tıbbi uygulamada hata olup olmadığı dışında hizmetin yerine getirilmesindeki diğer koşular da değerlendirilmektedir. Hasta dosyasında bulunması gereken belgeler, arşiv sisteminin kurulması ve kayıtlarının muhafazası ile taburculuk sırasında hastaya verilmesi gereken kayıtlar da hizmetin işleyişinde önemli değerlendirme kriterdir. O nedenledir ki tıbbi uygulama hatası olmamasına rağmen hasta kaydına geç ulaşım Danıştay tarafında manevi tazminat nedeni olarak değerlendirilmiştir.

Bu konu hakkındaki videomuzu da izleyin:

HANYALOĞLU- ACAR HUKUK BÜROSU

Av. Ayşe Gül HANYALOĞU

Yorumlarınızı Paylaşın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2020/05/wlogo1-320x89.png
Büyükdere Caddesi 239/9 Maslak 34398 İstanbul
+90 212 278 25 51
info@hanyaloglu-acar.av.tr

Bizi takip edin:

Danışmanlık Alın

Bütün hakları saklıdır.

© Hanyaloğlu & Acar Hukuk Bürosu 2020