YayınlarımızTıbbi Kusuru Olmayan Hekime Manevi Tazminat Rücu Edilir Mi?

19 Ağustos 20210
https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2021/08/pexels-pixabay-207601-1280x853.jpg

Tıbbi malpraktis iddiası ile açılan tazminat davasında, hekimin hukuki sorumluluğunun doğabilmesi için kusurunun olması gerekir.  Ancak pratikte yaşadığımız bazı dosyalarda, olayda tıbbi uygulama hatası tespit edilmemiş olmasına rağmen, sağlık hizmetinin sunumu sırasında hastanın acı ve üzüntü çektiği belirtilerek idare mahkemeleri tarafından manevi tazminat kararları verildiği görüyoruz. Sonrasında da bu manevi tazminat kararlarının, tıbbi uygulama hatası olmadığı tespit edilen hekimlere rücü edildiğine rastlıyoruz. Ancak idarenin kusuru olmayan doktora rücü etmesi,  kesinlikle hatalı bir yaklaşımdır ve hukuka uygun değildir. Konuyu bir kadın doğum vakası üzerinden incelemek isteriz.

 

Davacının İddiası:

Doğum öncesi yapılan muayenede, bebeğin makat geldiği bilgisi verilerek doğumun sezeryanla yapılacağının bildirildiği ancak yatış yapıldıktan sonra ameliyathanede gerekli tıbbi müdahele yapılmadan bekletildiği, yaşadığı stres nedeniyle doğum sancılarının ve doğumun eylemini başlaması sebebiyle bebeğin normal yolla doğurtulduğu iddia edilen bir vakadır.

Davadaki talep ise;  zamanında yapılmayan sezeryan nedeniyle, bebeğin doğum esnasında sıkışması sonucu kol ve kafasında kırık-çökükler oluştuşması,  annenin vücut bütünlüğünde hasar meydana gelmesi ve çekilen üzüntü sebebiyle toplam 600.000,00-TL maddi zarar ve manevi zararın karşılanması gerektiği şeklindedir.  Olay kamu hastanesinde geçtiğinden dava İdare mahkemesinde görülmüştür.

 

İdare Mahkemesi İncelemesi:

İdare mehekesi dava konusu olayda, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, hizmet kusuru var ise kusurun ağırlık derecesi ve oranının tespiti  hususlarının ortaya konulması amacıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’na bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

 

Bilirkişi Raporu:

Adli Tıp Kurumu 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun  bilirkişi raporunda özetle; …..Eğitim Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne başvuran G2 (2006-nsd) P1, 38+3 haftalık, prezantasyon saf makat olan gebenin sancı şikayeti üzerine yapılan vaginal muayenesinde 4 cm dilatasyon ve %40 efasman saptanarak yatırıldığı, vaginal doğum kararı alındığı, ancak acil durumda sezaryen yapılacağının söylendiği (sezaryen planlanmış olmasına rağmen doğumun hızlı ilerlemesi ve o esnada araya giren diğer acil sezaryenler nedeniyle hemen sezaryen operasyonuna alınamadığı), indüksiyon veya augmentasyon yapılmadan travay takibi yapıldığı, saat 19.30 da geniş epizyotomi açılarak prag manevrası ile 3350 gr erkek bebek doğurtulduğu, bebeğin muayenesinde sağ humerus fraktürü, sağ Erb Duchenne paralizisi ve sağ parietooksipital çökme kırığı saptanarak  opere edildiğinin bildirildiği, ikinci gebeliği olup ilk doğumu normal spontan yolla gerçekleşmiş olan gebenin normal yolla doğuma alınması kararının tıbben doğru olduğu, normal doğum seyri dikkate alındığında sezaryen ameliyatı ile doğumu gerektirecek bir durum bulunmadığı, bebekte ortaya çıkan yaralanmaların normal vajinal yolla doğumda, her türlü özene rağmen oluşabilecek, öngörülemeyen veya önlenemeyen, herhangi bir kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak değerlendirilmesi gerektiği, bununla birlikte bu tür doğum yaralanmalarının sezaryen ile doğumda da görülebileceği, bu duruma göre xxx Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde gerçekleştirilen doğum eylemi nedeni ile ilgili hekim ve sağlık personellerine atfı kabil bir kusur saptanmadığı” görüş ve kanaatine yer verildiği görülmektedir.

 

İdare Mahkemesi Kararı :

  1. Maddi Tazminat konusundaki Değerlendirme:

Yukarıda özetlenen bilirkişi raporu ve  dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden,” ….. davacının ikinci gebeliği olup ilk doğumunun normal yolla gerçekleştiği, gebenin normal yolla doğuma alınması kararının tıbben doğru olduğu, normal doğum seyri dikkate alındığında sezaryen ameliyatı ile doğumu gerektirecek bir durum bulunmadığı, bebekte ortaya çıkan yaralanmaların normal vajinal yolla doğumda, her türlü özene rağmen oluşabilecek, öngörülemeyen veya önlenemeyen, herhangi bir kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu tür doğum yaralanmalarının sezaryen ile doğumda da görülebileceği cihetle doğum eylemi nedeni ile ilgili hekim ve sağlık personellerine kusur izafe edilemeyeceğinin anlaşılması karşısında, davacının maddi zararından dolayı davalı idarenin tazminle sorumlu tutulması hukuken mümkün bulunmamaktadır.” şeklindeki gerekçe ile maddi tazminat talebi rededilmiştir.

  1. Manevi Tazminat Konusundaki Değerlendirme

Davacıların manevi tazminat istemlerine gelince; ” Manevi tazminat patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır…….. Olayın gelişimi ve sonucu, ilgilinin durumu itibariyle uğradığı manevi zarara karşılık takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, fakat idarenin olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması zorunlu bulunmaktadır.

Olayda, davacı annenin muayenesinin yapılması ve izleyen süreç ile doğum esnasında yapılan operasyonlarda tıbbi açıdan ilgili hekim ve diğer sağlık personeline yöneltilebilecek bir hizmet kusuru bulunmamakla birlikte, davacı annenin muayenesi sonrasında doğumun sezeryan yöntemi ile yapılacağı yönünde bilgilendirmesi, ameliyathaneye alınırken yine aynı şekilde bu yönde bilgilendirilme yapılması ve  Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı tarafından düzenlenen yazıda da görüleceği üzere, sezaryen planlanmış olmasına rağmen doğumun hızlı ilerlemesi ve o esnada araya giren diğer acil sezaryenler nedeniyle hemen sezaryen operasyonuna alınamadığı yönündeki tespitler dikkate alındığında, davacıların eksik ve yanlış bilgilendirme sonucu duyduğu acı ve üzüntü sebebiyle ve olayın sonucu itibarıyla takdiren anne için 50.000,00-TL, baba için 20.000,00-TL ve çocuk için 30.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.

 

Danıştay Onama Kararı:

Karar, Sağlık Bakanlığı tarafından temyiz edilmiş  olup  Danıştay 15. Hukuk Dairesi tarafından  incelenmiştir. Yapılan incelemesinde temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu arada  kararda belirtilen 100.000,00 TL manevi tazminat tutarı,  faiz ve yargılama giderleri ile davacıya ödenmiştir.

 

Hekime Rücü Talebi:

Yargılama sırasında olayda tıbbi uygulama hatası olmadığı tespit edilmiş olmasına rağmen  idare, ilgili kadın doğum uzmanı hekime rücü talebinde bulunmuştur. Bu talebe hekim tarafından itiraz edilmesi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi’nde hekim aleyhine rücu davası açılmıştır.

 

Rücu Davasında Karar:

Asliye Hukuk Mahkemesi yapmış olduğu incelemede  hekimin itirazlarını haklı bularak aşağıdaki gerekçe ile red kararı vermiştir.

Mahkemenin gerekçesi  özetle; “ ….. Öncelikle belirtmek gerekirse yukarıda da kısaca izaha çalışıldığı üzere, idarenin kendi kusurundan (istihtam ettiği görevliler eliyle) kaynaklanan zararlar için üçüncü kişilere ödediği tazminatı kusurlu olunması halinde personelinden rücuen tazmin edebileceği hususu kuşkusuzdur. Burada önemle altı çizilmesi gereken hâl kusurlu olma halidir. Yapılan yargılamada, mahkememizce tarafların sunmuş oldukları tüm deliller dosyaya alınarak incelenmiş, davacının özellikle davaya konu tazminatı ödemeye mahkum edildiği ilgili İdare Mahkemesi kararı titizlikle incelenmiştir. Davaya konu tazminatın dayanağı olan olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumundan alınan raporda; “…….. sağlık personellerine atfı kabil bir kusur saptanmadığı görüş ve kanaatine yer verildiği ” görülmüştür. Somut olayda, davacı davalılardan rücuen tazminat talep edebilme hakkına sahip değildir. Çünkü davalılar aleyhine başlatılan adli soruşturma yoktur. Davacı idare, davalılara karşı herhangi bir şekilde idari tahkikat da başlatmış değildir. Yine, davalıların olayda kusurunun olup olmadığı için yukarıda belirtilen idare mahkemesi dosyasında Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılmış bu raporda da davalıların kusursuz oldukları açık ve net şekilde belirtilmiştir. Bu aşamada yeniden tarafların kusur oranlarının tespiti gereksizdir, bu durum davanın uzamasına sebebiyet verecek bir durumdur. Ayrıca da kusursuzlukları sabit olan kişilerin tekrardan kusur raporu aldırarak zoraki kusurlu duruma getirilmesi gibi bir durumun Hukuk Devletinde kabul edilebilir bir hâl olmayacağı açıktır. Tüm bu gerekçelerle bu aşamada davacının davasının reddine karar vermek gerektiği düşünülmüş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”  şeklinde son derece yerinde ve önemli bir karar vermiştir.

 

İstinaf Mahkemesi’de yapmış olduğu incelemede,  idare tarafından ödenen manevi tazminatın olayda kusuru olmayan  hekime rücü edilemeyeceğini kabul etmiş ve  kararı onamıştır.

 

Sonuç itibariyle;

Tıbbi uygulama neticesinde meydan gelen maddi ve manevi zarardan hekimin sorumlu olabilmesi için kusurlu davranışının olması gerekir. İdarenin, hekim kusur olmadığı tespit edilen vakalarda verilmiş olan manevi  tazminat kararlarını hekimlere rücü etmesi hatalıdır. Rücu davasında açılması halinde verilecek kararlar  talebin reddi yönünde olacaktır.

HANYALOĞLU-ACAR HUKUK BÜROSU

Av. Ayşe Gül HANYALOĞLU

 

 

Yorumlarınızı Paylaşın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2020/05/wlogo1-320x89.png
Büyükdere Caddesi 239/9 Maslak 34398 İstanbul
+90 212 278 25 51
info@hanyaloglu-acar.av.tr

Bizi takip edin:

Danışmanlık Alın

Bütün hakları saklıdır.

© Hanyaloğlu & Acar Hukuk Bürosu 2020