YayınlarımızHekime Rücuda İdarenin Hatalı Yaklaşımı – Rücu Davasında Hekim Savunması

8 Şubat 20210
https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2021/02/pexels-gustavo-fring-3985166-1280x853.jpg

Hastaya idare tarafından ödenen tazminatın, doktora rücu edilmesinde yapılan hatalar ve rücu davasında hekim savunmasının hangi hukuksal temellere oturtulması gerektiğinden bahsedeceğiz bu yazımızda.

Rücu Hakkında Hekimlerin Sıklıkla Sorduğu Sorular: 

Doktorlar aleyhine açılan rücu davalarına ilişkin sıklıkla sorulan sorulardan başlayalım incelememize:

  • Tazminat kararı kesinleşmeden Sağlık Bakanlığı hastaya ödeme yapması doğru mu?
  • İdare mahkemesinin vermiş olduğu tazminat kararı henüz Danıştay incelemesinde ve dolayısıyla kesinleşmemişken hekime rücu edilebilir mi?
  • İdarenin rücu kararına karşı hekimin itiraz hakkı var mı?
  • Birden fazla hekime nasıl rücu edilir? Kusur oranları nasıl belirlenir?
  • Rücu davasında hekim savunması nasıl olmalıdır?

Bu sorulara yanıt verirken, konuya ilişkin hukuksal dayanaklar yanında sürecin işleyişine ilişkin uygulama pratiğinden bilgi verilmesi amaçlanmıştır.

Hastanın Tazminat Talebi Hekime Ne Zaman Bildirmeli?

İdareler, aleyhlerine çıkan tüm tazminat kararlarını neredeyse istisnasız olarak hekimlere rücu ettiğinden, dava sırasında veya öncesine gelen talepleri hekimlere ihbar etmektedir. İhbar etmeleri de aslında gereklidir zira bu sayede hekim davaya müdahil olarak kendi tıbbi uygulamasını savunma hakkını elde etmektedir. Davaya müdahil olmak; HMK’nın 63. Maddesinde yer alan; ”Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir.”  Şeklindeki düzenlemeyle tanınan bir haktır.

 

Hekime İhbar Edilmeden Sonuçlanan Davalar:

Asıl sorun; yıllarca süren davanın, hekime hiçbir şekilde ihbar edilmeyip, idarenin davayı kaydetmesi sonrasından ödediği tazminatı hekime rücu etmesindedir. Hekimin gıyabında, yıllarca süren bir dava sonunda (örneğin 10-15 yıl sonra), bir anda rücu talebinin iletilmesi bir kaç nedenle son derece sakıncalıdır.

Şöyle ki;

  • Hekim on yıl önceki vakayı hatırlayamayabilir,
  • Hasta kayıtlarına ulaşmakta güçlük yaşayabilir,
  • Davadaki gelişmelerden ve özellikle bilirkişi incelemesinden haberdar değildir,
  • Kendi tıbbi uygulamasını savunma hakkına kavuşamadan aleyhinde bir karar ile karşılaşmaktadır.

Çok daha önemlisi;

  • Sigorta koruması dışında kalabilmektedir. Çünkü sigorta genel şartların göre, poliçede geriye doğru 10 yıllık bir koruma mevcuttur. Hekim, 10 yıl sonra haberdar olduğu bir tazminat kararını ve rücu talebini sigorta şirketine bildirmesi halinde talebi reddedilecek ve korumasız kalacaktır.

O nedenle idare, her halde hekime rücu edecek ise mutlaka dava aşamasından hekimi haberdar etmeli ve müdahil olarak dava katılma hakkını elinden almamalıdır.

Tazminat Kararı Kesinleşmeden Rücu Edilir mi?

 

Rücu davalarına ilişkin olarak hekimler tarafından sıkça yöneltilen sorulardan bir de; idare mahkemesindeki tazminat kararı kesinleşmeden yani henüz dava Danıştay incelemesi aşamasındayken, iadenin hekime rücu etmesi uygun mudur?

Bu konuyu Sağlık Bakanlığı uygulaması ile açıklamak gerekmektedir. Bakanlık uygulaması şu yöndedir; hasta lehine verilen bir tazminat kararı Sağlık Bakanlığı’na iletildiğinde kararın kesinleşmesi beklenmeden ödenmektedir. Zira kararın kesinleşmesi yani istinaf ve Danıştay incelemesinden geçmesi oldukça uzun zaman almakta ve faiz yükü de düşünüldüğünde tazminat miktarı artmaktadır. İdare, tazminat kararı yazıldığı ve hasta tarafından talepte bulunulduğu an ödeme yaptığından faiz yükü ile karşılaşmamaktadırlar.

Ödenen tazminatın rücu edilmesi ise Türk Borçlar Kanunu (TBK) madde 73’de düzenlenmektedir. Buna göre;” Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” şeklinde düzenleme mevcut olduğundan, idare hastaya ödeme yaptığı tarihten itibaren en geç 2 yıl içinde hekime rücu talebi iletmektedir.

 

Hekime Rücu Talebi Nasıl İletilir?

 

Hastaya ödeme yapan idare, 2 yıl içinde yazılı bir belge ile ödediği tazminatı ve yargılama giderleri toplamını, hekime yazılı olarak  bildirir ve belirttiği IBAN numarasına ödemenin yapılmasını talep eder. Hekimin bu aşama ilgili rücu talebine cevap verme ve eğer kusuru olmadığını düşünüyor ise talebi reddetme hakkı vardır. Aynı zamanda gelen yazıyı ilgili  sigorta şirketine de bildirmelidir, zira ödeme yapacak olan sigorta şirketi olup sigorta şirketinin muvaffakatı olmadan hekim bir ödeme yapmamalıdır.

 

Hekim Hakkında Rücu Davası Açılması:

 

Hekim rücu talebini reddetmesi halinde Sağlık Bakanlığı tarafından Asliye hukuk mahkemesinde hekim aleyhine rücu davası açılır.  Rücu Davasında hekimin kusur durumu araştırılacak eğer varsa kusur oranı belirlenecektir. Zira hekimin kendi kusuruna karşılık gelen kısımdan sorumlu tutulması gerekecektir.

 

Genelde idareler, organizasyondan kaynaklanan kusurlarını göz önünde bulundurmadan, ödenen tazminat miktarının tamamını hekimden talep etmek istemektedirler. Bu yaklaşım hatalıdır ve mahkemelerce yapılan incelemede reddedilmektedir. Ayrıca Mahkemeler, olayın oluşu ve dosya kapsamındaki diğer olgular gözetilerek rücu edilecek tazminat miktarı belirleyerek  6098 sayılı TBK’nın 52. maddesi uyarınca “hakkaniyet indirimi yapılmalıdır.

Aynı yasanın (TBK) 51. maddesinde hâkimin takdiri yetkisi vurgulanmıştır. Anılan maddede “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” düzenlemesi mevcuttur.

Birden Fazla Hekime Rücu İşleminde İdarenin Hatalı Yaklaşımı:

Çoğu zaman rücu edilen hekim sayısı birden fazla olabilmektedir. Ancak idareler,  hekimlerin kusur oranlarını dikkate almadan, tazminatın tamamının,  tüm hekimlerden müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesi talepleri ile dava açmaktadırlar ki bu yaklaşım da hatalıdır. Aslında rücunun amacı birlikte sorumlular arasında hakkaniyete göre denge kurmaktır. TBK. m. 62’de açıkça düzenlediği gibi; Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. ”şeklindeki düzenlemede dava açılması sırasından zaman zaman idare tarafından dikkate alınmamaktadır. Kısacası; birden fazla hekim aleyhine açılan rücu davasında, olayın meydan gelmesindeki kusur oranları her bir hekim için belirlenerek ayrıştırılmalıdır. Ayrıca TBK 51 ve 52. maddeleri uyarınca, talep edilen tazminattan uygun bir miktar hakkaniyet indirimi yapılmalıdır.

Sonuç olarak;

Rücu davasında hekim savunması nasıl olmalıdır? ”Sorusunun yanıtı için malpraktis davlarında hekim savunması konusunda daha önce yapmış olduğumuz incelemelerden yararlanılabilir. Fakat önemli olan rücu davasındaki hekim savunmasının; rücu davasından çok daha önce, yani idarenin hekime idari davayı ihbar ettiği, hekimin idare mahkemesindeki davaya müdahil olarak katıldığı aşamadan  ve hatta daha da  öncesi ön inceleme aşamasında incelemeciye beyanda bulunulan dönemden başladığının unutulmamasıdır.

O nedenle hekimler, malpraktis iddiası taşıyan bir konuda beyanda bulunurken son derece özenli ve dikkatli olmalı, idarelerin ihbar ettiği davalara ilgisiz kalmamalı aksine müdahil olarak savunma yapmalıdır. Aynı zamanda sigorta şirketlerini konu hakkında bilgilendirmeyi de  ihmal etmemek gerekir.

Rücu talepleri ile karşılaşan hekimler, konuya uygun itirazlarını yaparak, yukarıda belirttiğimiz TBK hükümleri gereği savunma stratejilerini oluşturmalıdırlar.

 

HANYALOĞLU- ACAR HUKUK BÜROSU

Av. Ayşe Gül HANYALOĞLU

 

Yorumlarınızı Paylaşın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2020/05/wlogo1-320x89.png
Büyükdere Caddesi 239/9 Maslak 34398 İstanbul
+90 212 278 25 51
info@hanyaloglu-acar.av.tr

Bizi takip edin:

Danışmanlık Alın

Bütün hakları saklıdır.

© Hanyaloğlu & Acar Hukuk Bürosu 2020