Yayınlarımızİdare Tazminat Kararlarının Tümünü Hekime Rücu Etmeli Mi?

12 Temmuz 20170
https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2017/07/pexels-gustavo-fring-3985168-1280x853.jpg

İdare tazminat kararlarının tümünü hekime rücu etmeli mi? Hekim kusurunun olmadığı hallerde İdare aleyhine çıkan malpraktis tazminatları hekime rücu edilebilir mi? Kusur oranlarının tespiti nasıl yapılır? Rücu davalarına Yargıtay’ın bakış açısı nedir?

İdare tazminat kararlarının tümünü hekime rücu etmekle kalmıyor hekimin kusursuz olduğu durumlarda dahi sağlık çalışanlarına rücu işlemini başlatabiliyor. İdari yargıda görülen malpraktis tazminat davalarında alınan raporlar hekimi kusursuz bulmasına rağmen mahkemece sosyal devlet ilkesi veya kusursuz sorumluluk vs sebeplerle hekim davranışından bağımsız olarak idarenin (Sağlık Bakanlığını) tazminat ödemesine hükmedildiği durumlarda Sağlık Bakanlığı bu kararlar kesinleşmeden ödeme yapıyor ve temyiz aşamasında hekimin kusursuzluğunu bilmesine rağmen ödediği tazminatları keyfi olarak hekimlere rücu etmektedir. Bazı idarelerin rücu işlemini yapma sebepleri dava dilekçelerine “davalı hekimlerin her ne kadar daha evvel kusurları tespit edilmemiş ve dava bildirilmemişse de rücu zamanaşımı kaygısı ile açılmak zorunda kalınmıştır” şeklinde yansımaktadır.

RÜCU ZAMANAŞIMI idarenin keyfi davranmasına mazeret olamaz. Türk Borçlar Kanunu’nda Rücu zamanaşımını düzenleyen 73. Maddesinde,

“Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.” şeklindedir

Malpraktis rücu davalarının hemen hemen hepsinde idarelerin rücu konusunda bir prosedür işletmediği ve 2 yıllık rücu zamanaşımı süresini kaçırmamak için süreçteki tüm hekimlere kusursuz da olsalar da rücu işlemi başlattıkları görülmektedir. Pandemide ölmek pahasına çalışan sağlık çalışanlarına kusurun bulunmadığı durumda dahi yüksek tazminatların kendi kurumları tarafından rücu ediliyor olması hakkaniyet açısından sorgulanmalıdır. Oysa TC Anayasası 129. Madde ve 657 sayılı Devlet memurları kanunu 13 Madde ile sadece kusurlu personeline rücu edileceği düzenlenmiş olmasına rağmen idareler (Üniversiteler ve Sağlık Bakanlığı) kusursuz hekimlere de rücu işlemi başlatabilmektedir.

RÜCUDA HEKİMİN DAVRANIŞINDAN BAĞIMSIZ OLARAK İDARENİN HİZMET KUSURU ELE ALINMALIDIR

Danıştay’ın yerleşik kararlarında (D12D, 20.01.1970, E. 68/1043, K. 70/104)

Hizmetin kusurlu işlemesi kamu ajanlarının kusurundan ileri gelebileceği gibi bu ajanlara izafe edilebilecek bir kusur bulunmaksızın da hizmet kusuru işlemiş olabilir.   

Fert¬lerin uğradıkları zararın tazmini için mutlaka ajanlara yani görevlilere izafe edilebilecek bir kusurun mevcudiyeti aranmaz şeklinde olmasına rağmen idareler malpraktis sebebiyle ödedikleri tazminatların tamamını kusurlu olup olmadıklarına bakmaksızın hukuka aykırı olarak hekim, ebe ve hemşireye rücu etmektedir.

Danıştay kararında görüldüğü üzere tıbbi hizmetler her ne kadar sağlık personeli tarafından sunulan hizmet gibi görünse de sağlık hizmeti sunumu kamu hizmeti niteliğindedir. Sağlık hizmetinin sunumunda yaşanan aksaklık veya organizasyon yetersizliği idarenin hekim davranışından bağımsız kusurunu ifade etmektedir. İdareler (Sağlık Bakanlığı üniversiteler) sağlık hizmetinin iyi işlemesi ve hekimlerin işlerini yaparken tıbbi standartlarda hizmet sunmalarının koşullarını oluşturması organizasyon sorumluluğunun gereğidir.

Uygulamada hekimlere gayri insani koşullarda hasta baktırılmasının yanında aynı anda birçok servisin sorumluluğu verilmek suretiyle malpraktise davetiye çıkarılmaktadır. Bu şartlarda yaşanan istenmeyen durumlar sebebiyle açılan malpraktis tazminat davaları sonucunda ödenen tazminatlar hekimlere rücu edildiğinde idareler kendilerini pürü pak göstermektedir.

İDARE TAZMİNAT KARARLARININ TÜMÜNÜ HEKİME RÜCU ETMEDEN EVVEL NE YAPMALIDIR?

RÜCU KOMİSYONUNUN OLUŞTURULMASI idarenin rücu işleminin olmazsa olmazıdır. Özellikle Tıbbi Malpraktis gibi tamamen teknik ve uzmanlık gerektiren bir konuda Sağlık Bakanlığı ve Üniversitelerin hekim rücu işlemini başlatmadan önce dava konusu olayı aydınlatmak için gerekli uzmanlık bilgisine ve işleyiş bilgisine sahip ilgili alan uzman doktorunun da içinde yer aldığı rücu komisyonuna dosyanın tevdii sağlanmalıdır. Alınacak rücu komisyonu kararı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde malpraktise yol açan kusurlu davranışları ve kişileri tespit ederek kusur oranlarını da belirlemeli ve kusurları oranında rücu işlemi başlatmalıdır. Öyle ki her zaman hekim, hemşire ve ebenin kusurunun bulunması zorunlu değildir. Bununla birlikte uygulamada idareler rücu komisyon kararı almadığı gibi aldığı nadir dosyalarda da komisyonlarda ilgili uzmanlık alanından hekimin olmadığı görülmektedir. Daha çok idarecilerden oluşan bu kurullar tarafından alınan rücu kararları da hakkaniyetten uzak olmalarından dolayı hekimler nezdinde kabul görmemektedir.

İDARE TAZMİNAT KARARLARININ TÜMÜNÜ HEKİME RÜCU ETMELİ Mİ? YARGITAY’IN BAKIŞ AÇISI

İdarenin hekime rücu davalarında talebini hukuka ve yerleşik Yargıtay kararlarına aykırı olarak müştereken ve müteselsilen talepte bulunduğu görülmektedir. Oysa rücu davalarında teselsül hükümlerinin uygulanamayacağı Yargıtay kararlarına konu olmuştur.

İdarenin hekimlere rücu davasında alınan Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 24.02 2015 tarihli 2014/9407 Esas, 2015/ 2052 Karar sayılı kararı ile Bozma Kararı;

 “Rücu davasında sorumlular arasında teselsül hükümleri uygulanmaz. Davalılar iç ilişki bakımından ancak kusurları oranında sorumludur.”

“Mahkemece, kusur konusunda yapılan inceleme de yeterli görülmemiştir.  Üniversitelerin Kadın Doğum Bölümü uzmanlarından oluşturulacak en az üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınması, sonucuna göre davalıların kusurlu olup olmadıklarının ve oranlarının tespit edilmesi gerekir. Karar, bu bakımdan da yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.”

Dava konusu olay, tıbbi müdahalelerden kaynaklanmaktadır. Tıbbi işlemlerin, salt bu niteliği nedeniyle bünyesinde mevcut olan zarar ihtimali, davalıların eylemlerinden kişisel bir yarar sağlamamaları ile davacının da bölüşür kusur niteliğindeki tutumu göz önünde bulundurulmak suretiyle ve BK’nun  43-44 maddeleri uyarınca zarar miktarından takdir edilecek oranda bir indirim yapılması gerekir.

Sonuç olarak Yargıtay İlgili bozma ilamında; rücu davasında sorumlular arasında teselsül hükümlerinin uygulanamayacağı, iç ilişki bakımından ancak kusurları oranında sorumlu olunacağı, hekimlerin dava konusu tıbbi müdahalede kusurlu bir eylemlerinin bulunup bulunmadığı, hekim müdahalesinde kusur var ise hangi hekimin ne oranda kusurlu olduklarının ve idarenin bölüşür kusurunun yani organizasyondan kaynaklanan kusurunun tespiti sonrası karar verilmelidir şeklinde açıklamaya ihtiyaç duyulmayacak bir karar oluşturmuştur.

Doktor avukatı savunmasında mutlaka ilgili Yargıtay kararından yola çıkarak idarenin çalışma şartları, ekip çalışmasının koşulları, altyapı ve donanım imkanlarını ayrıca malpraktise ortam hazırlayan hasta sayısı, icapçılık sistemi ile nöbet sıklığı, tanık, ilgili dönem tutanakları gibi idarenin organizasyon sorumluluğuna işaret eden aksaklıkları belirlemelidir. Her zaman tekrarla söylediğimiz gibi “rücu davası açılmış olması hekimin kusurlu olduğu anlamına gelmez.” Yukarıda izah edilen şartlara uyulmaksızın hekime rücu edilen tazminatlar sebebiyle açılan rücu davalarında hekim, hemşire ve ebe davanın sonuna kadar hukuki mücadeleye devam etmelidir.

ARB. AV. AYŞE ACAR YÜCEL

HANYALOĞLU-ACAR HUKUK BÜROSU

Yorumlarınızı Paylaşın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2020/05/wlogo1-320x89.png
Büyükdere Caddesi 239/9 Maslak 34398 İstanbul
+90 212 278 25 51
info@hanyaloglu-acar.av.tr

Bizi takip edin:

Danışmanlık Alın

Bütün hakları saklıdır.

© Hanyaloğlu & Acar Hukuk Bürosu 2020