top of page
Ara

Özel Hastane Hekiminin Malpraktis Sorumluluğu, Rektovajinal Fistül


Yargıtay Bozma Kararı ile özel hastanede çalışan hekimler aleyhine açılan davalarda hekimin kusurunun bulunmamasına rağmen manevi tazminata hükmedilebilir mi? Komplikasyon sonucu zarar gelişmesi manevi tazminat için yeterli midir? Sorusuna tüm hukuki aşamaları tamamlamış dosyamızı inceleyerek cevap verelim.


Emsal Dava özetle;

Normal doğum sonrası gelişen rektovajinal fistülün, zamanında teşhis edildiği, gerekli müdahalenin yapıldığı, şahısta rektovaginal fıstül tespiti üzerine şahsın genel cerrahi uzmanına yönlendirildiği ve müdahale edildiği bir vakada, özel hastane ve hekime karşı tıbbi malpraktis tazminat davası açılmıştır. Dava sürecinde alınan bilirkişi raporlarında hekim uygulamaları sonrası gelişen durumun tıbbi litertürde %1 oranında tüm çabalara rağmen görülebilen komplikasyon olduğu ve zamanında teşhis ve gecikmeden yapılan müdahale ile komplikasyon yönetiminin de tıp kurallarına uygun olduğu tespit edilmesine rağmen ilk derece mahkemesi tarafından manevi tazminata hükmedilmesi üzerine temyiz edilen karar Yargıtay tarafından bozulmuştur.


Emsal Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/19129e. Ve 2018/2574k Kararı

İlk Derece Mahkemesi Kararı Özetle;

“...Davacının yapmış olduğu doğum sonrasında gelişen olumsuz durumlarla ilgili davalı tarafın herhangi bir kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun tespiti için ATK 2.İhtisas Dairesine dosya gönderilmiş, daire tarafından düzenlenen 27/07/2015 tarihli raporda davalı tarafa herhangi bir kusuru izafe edilemeyeceğinin bildirildiği; iş bu rapora yapılan itiraz üzerine İstanbul Tıp Fakültesi hocaları tarafından düzenlenen 18/12/2015 tarihli raporda da doğum sırasında yapılması gerekenlerin davalı doktor tarafından kendi bilgi ve becerisi ölçüsünde yapıldığını ve söz konusu olumsuzluğun komplikasyondan kaynaklandığını, bu bağlamda davalı tarafa kusur izafe edilemeyeceği belirtilmiştir...

Her ne kadar dosyaya sunulan 2 ayrı raporda davalı tarafa kusur izafe edilmemiş ise de, davacı ÇÇ doğum öncesinde ve hamilelik döneminde fiziki olarak muayene edilmeyip, anatomisi itibariyle normal doğuma uygun olup olmadığının belirlenmemiş olması, ayrıca bebeğin muhtemel kilosunun 3.400gr olabileceği belirtilmesine rağmen bebeğin 4.080gr olarak doğmasının ve tüm teknolojik imkanlara rağmen bebeğin muhtemel kilosunun 680gr farkla belirlenmesi ve bebeğin mevcut kilosunun normal doğumda problem yaratma ihtimalinin belirlenmemiş olması, davalılar yönünden başlı başına kusurlu davranış olduğu mahkememizce değerlendirilmiştir.

Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ÇÇ davalı tarafa ait hastanede yapmış olduğu normal doğumdan önce ilgili hastanede takibinin yapıldığı, takip sırasında ve doğumdan önce kendisinin fiziki olarak muayenesinin yapılmadığı, bu bağlamda davacı ÇÇ anatomisi itibariyle normal doğuma musait olup olmadığının belirlenmediği, bebeğin muhtemel kilosunun tüm teknolojik imkanlara rağmen sağlıklı olarak belirlenemediği, bebeğin kilosunun fazla olması nedeniyle normal doğum sonucunda dosyaya yansıyan olumsuzlukların yaşandığı ve bu olumsuzlukları gidermek amacıyla davacı ÇÇ ameliyat geçirdiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde her ne kadar düzenlenen raporlara göre davalı tarafa kusur izafe edilmemiş ise de, belirtilen hususların başlı başına kusurlu davranış olduğu, mevcut olumsuzluk nedeniyle davacı ÇÇ doğum sonrasında yaşamış olduğu ve dosyaya sunmuş olduğu dilekçe içeriğinde belirtilen durumlar kapsamında duymuş olduğu elem ve ızdırabı bir nebze de olsa gidermek amacıyla ..... manevi tazminata hükmetmek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.”

Yerel Mahkeme Kararı alınan bilirkişi raporlarında kusur atfedilmeyen ve tıp literatüründe komplikasyon olarak nitelendirilen bir durumdan dolayı hekim aleyhine karar verilmesinin haksız ve mesnetsiz olması sebebiyle temyiz edilmiştir.


Yargıtay Bozma Kararı

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/19129e. Ve 2018/2574k sayılı kararının gerekçesinde;

"... Dosya kapsamı incelendiğinde mahkemece davalıya atfı kabil kusur olup olmadığının tespiti açısından Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi'nin 27.07.2015 tarihli raporu ve aralarında iki ayrı Kadın Hastalıkları ve Doğum AD ve Genel Cerrahi AD öğretim üyeleri bulunan İstanbul Tıp Fakültesi'nden 16.12.2015 tarihli bilirkişi heyeti raporu alınmış; anılan raporlarda... bu süreçte yer alan hekimlere veya sağlık kurumlarına herhangi bir kusur bulmanın doğru olmayacağı kanaati bildirilmiştir. Nitekim mahkemece de maddi tazminat talebi subuta ermediğinden reddedilmiştir....manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Oysa dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporları açık gerekçeli ve denetime olup iddiaları ve olayı aydınlatmaya yeterlidir. O halde tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde davalı tarafa hiçbir kusur izafe edilmemesine rağmen manevi tazminat talebinin de tümden reddi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir... açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalılar yararına bozulmasına..." şeklinde karar verilmiştir.


Bozma Sonrası Karar

“Mahkememizin 22/10/2020 tarihli celsesinde Yargıtay 13 HD nin 28/02/2018 tarih 2016/19129 esas 2018/2574 karar sayılı ilamına uyulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay bozma ilamında, davalı tarafa atfı kabil kusur izafe edilemediğinden dolayı, manevi tazminat yönünden de davanın reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Mahkememizce yapılan yargılamalar, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, Yargıtay 13 HD nin 28/02/2018 tarih 2016/19129 esas 2018/2574 karar sayılı ilamı, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının yapmış olduğu doğum sonrasında gelişen olumsuz durumlarla ilgili olarak açılan bu davada, maddi ve manevi tazminat talep edilmiş olup, öncelikle davalı tarafa yüklenecek herhangi bir kusur bulunup bulunmadığı yönünden, davacı ile ilgili tüm teşhis, tedavi ve hasta kayıtları toplandıktan sonra, kusur tespiti için ATK'nın 2. İhtisas dairesine gönderilmiş, daire tarafından 27/07/2015 tarihli düzenlenen raporda, davalı taraf için herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği bildirilmiş, bu rapora yapılan itiraz sonrasında İstanbul Adli Tıp Fakültesi öğretim üyeleri arasından seçilen bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 18/12/2015 tarihli raporlarda, doğum sırasında yapılması gereken tüm tıbbi müdahalelerin, davalı doktor tarafından bilgi ve becerisi ölçüsünden yapıldığı, olumsuz komplikasyonlar söz konusu durumun kaynaklandığı ve davalı tarafa herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği bildirilmiştir.

...davacı tarafından ileri sürülen hususların başlı başına kusurlu davranış olarak değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından, davacı tarafın açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davasında, davalı tarafın haksız fiil niteliğinde kasıt veya taksirli veya mesleki bilgi ve yetersizlikten dolayı, davacı tarafın zararlandırıcı eylem içerisinde kaldığı ispat edilemediğinden, açılan maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi gerektiği vicdani kanaat ve sonucuna varılarak, aşağıdaki hüküm kurulmuştur."


Yargıtay Bozma Kararı üzerine verilen yerel mahkeme kararı davacılar tarafından tekrar temyiz edilmiştir.


T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Başkanlığı Esas No: 2021/1694 Karar No: 2021/11167 Kararı özetle;

“Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına..." oy birliği ile karar verilmiştir.


Değerlendirmemiz :

Özel Hastane Hekiminin Kusuru olmamasına rağmen verilen manevi tazminat kararının temyizi üzerine verilen bozma kararından çıkarılması gereken sonuçlar özetle;

· Rektovajinal fistülün tıbbi literatüre göre %1 oranında görülen, her türlü özene rağmen oluşabilen komplikasyon olduğu,

· Komplikasyonlar sonucu gelişen zararlarda (zamanında müdahale edilmesi koşulu ile) hekimlere kusur atfedilemeyeceği,

· Özel Hastanede çalışan hekimlerle ilgili olarak kusur bulunmadığı sürece, tıp kurallarına uygun bulunan müdahalelerde manevi tazminata hükmedilemeyeceği,

Anlaşılmaktadır.

Özel hastane ve hekime karşı açılan davaların, İdareye karşı açılan davalarla karıştırılmaması gerekir. Zira idari davalarda kamu ajanlarına kusur atfedilmemesine rağmen verilen manevi tazminatlar sosyal bir hukuk devleti olmanın sonucu olarak risk ilkesi ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkelerine dayanarak verilmektedir. Hekimler aleyhine açılan aşamaları tamamlanmış davaların büyük çoğunluğunun komplikasyon sonucu gelişen zararlar olduğu görülmekte ve yıllar süren hukuki süreçlerde hem hastalar hem de hekimler yıpranmaktadır. Dava açmadan evvel yapılacak araştırma ve tıbbi görüş alınması dava sayılarının azaltılmasında büyük fayda sağlayacaktır.


Arb. Av. Ayşe Acar Yücel

Hanyaloğlu-Acar Hukuk Bürosu


Emsal davaya ilişkin videoya

linkinden ulaşabilirsiniz











Kommentare


bottom of page