top of page
Ara

Ameliyatta İğne Kırılmasının Malpraktis Açısından Değerlendirilmesi


Ameliyatta cisim kalması, ameliyat malzemesinin kırılması, batında klemp ucu kalması  doktor uygulama hatası veya hastane sorumluluğu mu incelenmesi

Ameliyatta iğne kırılması malpraktis midir sorusuna yanıt arayacağız. Kadın Hastalıkları Uzmanlığı alanını ilgilendiren laparoskopik miyomektomi ameliyatı sırasında kırılan iğne ucunun kırılması ve aramaya rağmen bulunamaması sebebiyle açılan davada;


İğne Kırılması Malpraktis midir?

İğne kırılmasının ameliyat sırasında fark edilmesi ve kayıtlara geçmesi hekimi sorumluluktan kurtarır mı?

Kullanılan iğnenin kalitesi İdarenin Organizasyon sorumluluğunu doğurur mu?

Emsal aldığımız BİM kararına konu vaka: ameliyat sırasında kırılan iğne hekim ve ameliyathane ekibi tarafından fark ediliyor ve batında yapılan aramada bulunamıyor ve hasta yararı gereği aramaya son veriliyor ve hasta kayıtlarına not düşülüyor. Açılan dava İlk Derece Mahkemesi tarafından reddediliyor, İstinaf edilmesi üzerine Manevi tazminat açısından karar kaldırılıyor. Hekim sorumluluğu ve hastanelerin organizasyon sorumluluğu açısından bu karar emsal niteliğindedir.


EMSAL KARAR


BURSA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ İDARİ DAVA DAİRESİ Esas No : 2021/304 Karar No : 2022/195


İSTEMİN ÖZETİ: Davacının maddi ve manevi tazminat taleplerini reddeden Eskişehir 1. İdare Mahkemesinin 20.05.2021 gün ve E:2018/723, K:2021/410 sayılı kararının; davacı tarafından, istinaf yoluyla kaldırılması ve tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.


Davanın Konusu: Davacı tarafından; 15/01/2018 tarihinde yapılan ameliyat sırasında iğnenin kırılarak 1/3’lük kısmın batın içerisinde kaybolmasında ve vücudunda çıkarılamadan taburcu edilmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle dava hakkı saklı kalmak kaydıyla oluştuğu iddia edilen *** TL maddi ve *** -TL manevi tazminatın eylem tarihi olan **** tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemine ilişkindir.


İstinaf Edilen Kararın Gerekçe Özeti: Mahkemece “… her ne kadar davacı tarafından, 15/01/2018 tarihinde Eskişehir Devlet Hastanesinde yapılan laparoskopik miyomektomi ameliyatı sırasında kırılan iğne ucunun bulunamayarak içeride bırakıldığı ve bu şekilde taburcu edildiği, sonrasında başvurduğu başka sağlık kuruluşlarında iğnenin çıkartılması gerektiğinin söylendiği, ancak maliyeti nedeniyle ameliyat olamadığı, Eskişehir Devlet Hastanesi’nde sağlık hizmetinin sunumu sırasında kusurlu davranıldığı ileri sürülerek maddi ve manevi zararlarının tazmini gerektiği ileri sürülmüşse de; davacının maddi tazminata konu edilebilecek kesin ve aktüel bir zararı olmayıp muhtemel bir zarar iddiasının olduğu, muhtemel zararların ise idare hukukuna göre tazminine hükmedilemeyeceği, diğer taraftan yukarıda da alıntısına yer verilen bilirkişi raporunda yer alan bilimsel tespitler uyarınca;


15/01/2018 tarihinde davacıya yapılan laparoskopik myomektomi ameliyatının endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, ameliyatta sutür işlemi sırasında Erocon markalı olduğu belirtilen polyglactin vicryl iğnenin kırılmasının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek komplikasyonlardan olduğu, komplikasyonun gelişmesinden sonra yapılan uygulamaların komplikasyon yönetimi açısından uygun olduğu, tüm yaklaşımlara rağmen tespit edilemeyen kırılan iğne parçası gibi metalik yabancı cisimlerin herhangi bir komplikasyona sebebiyet vermeden vücut içerisinde kalabileceği tıbben bilindiğinden kişinin takip edilebileceği, kişinin taburculuk sonrasında tekrar ilgili hekime başvurduğuna dair dosyada tıbbi belge bulunmadığı, genel cerrahi branşı tarafından yapılan son durum muayenesinde de kişiye herhangi bir operasyon planlanmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde ameliyatı yapan hekimin eylemlerine tıbbi hata atfedilemediği dikkate alındığında, olayda idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.


…………….Bu itibarla, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin vekalet ücretinin maktu belirlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.


İSTİNAF KARARI


II) İSTİNAF DEĞERLENDİRMESİ:

Bursa Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:


a) Maddi tazminat talebi bakımından :

İstinaf başvurusuna konu yapılan ilk derece mahkemesi kararının maddi tazminat talebine ilişkin kısmı hukuka uygun olup bu kısmın kaldırılmasını ve yeni bir karar verilmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır.


b) Manevi tazminat talebi bakımından:

Aşağıda gösterilen gerekçeyle kısmen hukuka uygun bulunmayan istinaf başvurusuna konu ilk derece mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmı, 2577 sayılı Kanun’un 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca kaldırılmak ve ilk derece mahkemesinin yerine geçilmek suretiyle bu kısım yönünden yeniden bir karar verilmesi benimsenmiştir.


Maddi Olay :

Dosyanın incelenmesinden; Eskişehir Devlet Hastanesinde 15/01/2018 tarihinde laparoskopik myomektomi ameliyatı olan davacının, ameliyat sırasında iğnenin kırılarak 1/3’lük kısmın batın içerisinde kaybolduğu ve bulunamadığı, kırık iğne parçası çıkarılmadan 30.01.2018 tarihinde taburcu edildiği, yapılan tıbbi müdahalede idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.


İlgili Mevzuat :

2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarelerin kendi eylem ve işlemlerinden dolayı doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiştir.


İstinaf Gerekçesi :

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun “Temel Esaslar” başlıklı 3. maddesinin; (e) bendinde; “Tesis edilecek eğitim, denetim, değerlendirme ve oto kontrol sistemi ile sağlık kuruluşlarının tespit edilen standart ve esaslar içinde hizmet vermesi sağlanır.” hükmü; (k) bendinde ise “Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esas olup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakope mamülleri, kozmetikler ve bunların üretiminde kullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım ve tüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapan veya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojik maddeler ile diğer terkiplerin kontrolüne, murakabesine ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalite kontrollerini yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyat verme işlerini yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.” hükmü, bulunmaktadır.


Anılan hükümler uyarınca; – hastaların teşhisinde ve tedavisinde kullanılacak her türlü tıbbi malzemenin, amaca uygun işlevde sorunsuz kullanılabilmesini temin etmek bakımından tıbbi malzemelerin kullanılacağı yere ve öneme göre asgari standartlarını belirlemek ve ilgili sağlık kuruluşlarının malzeme temini sırasında bu asgari standartlara uyup uymadığını kontrol etmek suretiyle sağlık kuruluşlarının tespit edilen standart ve esaslar içinde hizmet vermesini sağlamak- Sağlık Bakanlığının esaslı görevi olup; sağlık personelinin kusurundan bağımsız olarak kullanılan tıbbi malzemenin asgari standartlara veya kullanım amacının gerektirdiği asgari düzeydeki haklı beklentiyi karşılamaması nedeniyle sadece malzemenin kalite sorunundan kaynaklı olarak hastaların zarar görmesi halinin, yürütülen hizmetin organizasyonunda bir eksiklik oluşturacağı ve bunun idarenin hizmet kusuru olarak değerlendirilmesi gerektiği kuşkusuzdur.


C-1) İdarenin hizmet kusuru yönünden:


Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; davacının geçirdiği ameliyat sırasında kullanılan iğnenin kırıldığı, 2/3’lük kısmının çıkarıldığı, 1/3’lük kısmının ise batın içinde arandığı ancak bulunamadığı, skopi çekildiği, iğne parçasının görülemediği, Genel Cerrahi branşına konsülte edildiği, laparoskopik olarak tüm boşlukların arandığı, iğne parçasının bulunamadığı, batın yıkama yapılarak aspire edildiği, tekrar yapılan skopide iğne parçasının görülemediği, laparatomiye geçilerek tüm boşlukların kontrol edildiği ama bulunamadığı, batın yıkama yapılarak douglasa hemovak dren konulduğu ve operasyona son verildiği, 17/01/2018 tarihinde (ameliyattan 2 gün sonra) kontrastsız tüm batın BT çekildiği, karaciğer hilusu medial komşulukta yabancı cisim ile uyumlu 1 cm uzunlukta lineer metalik hiperdens görünüm izlendiği, takibinin devam edeceği, davacının devam eden aralıklarla hastaneye farklı şikayetlerle başvurularının olduğu anlaşılmaktadır.


Somut olayda; davacının ameliyatı sırasında kırılarak batın içine düştüğü fark edilen iğnenin sağlık personelinin tüm uğraşılarına rağmen bulunamaması, hastaya uygulanan riskli operasyonun bir komplikasyonu olarak değerlendirilmesi nedeniyle doğrudan ilgili sağlık personeline (müdahile) yöneltilebilecek bir kusur söz konusu değil ise de, ameliyat sırasında kırılan iğnenin kalitesi ihale şartnamesine uygun olsa bile, söz konusu iğne için belirlenen asgari standardın amaca uygun hizmet edecek işlevde (kalitede) olmadığı, bu nedenle davacı bakımından istenmeyen olumsuz sonucun yaşanmasında, tıbbı malzeme standardını belirlemede ve kontrol etmede doğrudan davalı Sağlık Bakanlığının hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılmıştır.


Bu durumda; her ne kadar davacının mevcut sağlık durumu için bir tehlike arz etmediği belirtilmekteyse de davacının devamlı surette takip altında olması gerekeceği, bu halin de davacının psikolojik olarak etkilenmesine, sürekli olarak kaygıya düşmesine ve manen yıpranmasına neden olacağı anlaşıldığından davacının oluşan manevi zararının idarece tazmin edilmesinin koşulları oluşmuştur.


Bu bağlamda; uyuşmazlıkta müdahil doktora isnat edilecek herhangi bir kusur söz konusu değildir.


C-2) Manevi tazminat istemi yönünden:


Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.


Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, manevi tatmin sağlayacak bir miktarda olması gerekmektedir. Manevi zarar için yapılan ödemede amaç maruz kalınan olay veya durum dolayısıyla hayat şartlarında kişilerin karşılaştıkları karmaşanın belli bir ölçüde de olsa giderilmesi, normale dönme için yardımcı olunmasıdır. Ödenecek tazminat zarara uğrayan kimsenin belleğinden yaşanılan olayların etki ve izlerini silmek veya yoğunluğunun azaltılmasını sağlamaktır. Şu bir gerçektir ki ödenecek tazminat miktarı ne olursa olsun uğranılan zararın tam karşılığı hiçbir zaman olamaz.


Somut olayda; ameliyatı sırasında kırılarak vücudunda kalan iğne parçasının davacının yaşam kalitesini bozduğu anlaşılmış olup; duyduğu/duyacağı kaygı ve yaşadığı/yaşayacağı huzursuzluk nedeniyle manevi dünyasında meydana gelen zararların davalı idarece tazmini gerekir.


İnsanlık onurunun korunması olgusu ile zenginleşme yasağı arasındaki denge gözetilmek ve davacının söz konusu hadisenin etkilerini belirlenemeyen bir süre için yaşayacağı dikkate alınmak suretiyle; takdiren ve talep gibi (sebepsiz zenginleşmeye yol açacak miktarda olmadığı kanısına varılan)***TL’nin davacıya ödenmesi benimsenmiştir.


………Sonuç olarak; davacının tazminat talebini reddeden aksi yöndeki ilk derece mahkemesi kararında**** TL’lik manevi tazminat talebi yönüyle isabet görülmemiştir.”


DEĞERLENDİRMEMİZ


Ameliyatta iğne kırılması malpraktis midir? Sorusuna sağlıklı cevap verebilmek için iki ihtimalin değerlendirilmesi gerekir.


Birinci İhtimal: Dava konusu vakada da olduğu üzere ameliyat sırasından iğne kırılmasının hekim ya da ameliyathane ekibi tarafında fark edilmesi ve gelişen komplikasyona anında müdahale ederek iğnenin bulunması ya da bulunamaması halinde hasta kayıtlarına not düşülerek hastaya bilgi verilmesi hali


Bu ihtimal halinde hekime ya da ameliyathane ekibinde bulunan sağlık personeline kusur atfedilmesi söz konusu olmayacaktır.


İkinci İhtimal: Ameliyat sırasında kırılan iğnenin farkına varılması halidir ki bu durumda komplikasyonun fark edilmemesi hali söz konusu olur ki hekim, ameliyathanede malzeme sayımı ve kontrolünden sorumlu hemşireler özen eksikliği ve hastane organizasyon sorumluluğu gereği sonuçtan sorumlu olacaktır.


Emsal Kararda Dikkat Çeken ve tüm davalarda emsal olarak kullanılabilecek gerekçede dikkat çeken hususlara bakacak olursak;


“Davacının ameliyatı sırasında kırılarak batın içine düştüğü fark edilen iğnenin sağlık personelinin tüm uğraşılarına rağmen bulunamaması, hastaya uygulanan riskli operasyonun bir komplikasyonu olarak değerlendirilmesi nedeniyle doğrudan ilgili sağlık personeline (müdahile) yöneltilebilecek bir kusur söz konusu değil ise de,”

“Ameliyat sırasında kırılan iğnenin kalitesi ihale şartnamesine uygun olsa bile, söz konusu iğne için belirlenen asgari standardın amaca uygun hizmet edecek işlevde (kalitede) olmadığı, “

“Bu nedenle davacı bakımından istenmeyen olumsuz sonucun yaşanmasında, tıbbı malzeme standardını belirlemede ve kontrol etmede doğrudan davalı Sağlık Bakanlığının hizmet kusurunun bulunduğu, “

“Hastaların teşhisinde ve tedavisinde kullanılacak her türlü tıbbi malzemenin, amaca uygun işlevde sorunsuz kullanılabilmesini temin etmek bakımından tıbbi malzemelerin kullanılacağı yere ve öneme göre asgari standartlarını belirlemek ve ilgili sağlık kuruluşlarının malzeme temini sırasında bu asgari standartlara uyup uymadığını kontrol etmek suretiyle sağlık kuruluşlarının tespit edilen standart ve esaslar içinde hizmet vermesini sağlamak Sağlık Bakanlığının esaslı görevi olup; “

“Sağlık personelinin kusurundan bağımsız olarak kullanılan tıbbi malzemenin asgari standartlara veya kullanım amacının gerektirdiği asgari düzeydeki haklı beklentiyi karşılamaması nedeniyle sadece malzemenin kalite sorunundan kaynaklı olarak hastaların zarar görmesi halinin, yürütülen hizmetin organizasyonunda bir eksiklik oluşturacağı ve bunun idarenin hizmet kusuru olarak değerlendirilmesi gerektiği kuşkusuzdur.”


Ameliyatta iğne kırılması malpraktis midir?

Emsal Kararda görüldüğü üzere müdahale sırasında kullanılan herhangi bir tıbbi malzemenin beklenen kalitede olmadığı veya beklenen amaca hizmet etmemesi halinde öncelikle hastanenin organizasyon sorumluluğundan bahsedilecektir. Burada en önemli ayrıntı ameliyathane ekibinin ve hekimin iğnenin kırılmış olduğunu fark etmesi ve komplikasyon yönetimini yapması, hasta kayıtlarına geçirmesi ardından hastasını bilgilendirmesi durumunda hekim veya ameliyathane hemşirelerine herhangi bir kusur atfedilemez.


Aksi durumda hastanenin organizasyon sorumluluğunun yanında ameliyathane ekibi ile hekimin sorumluluğundan söz edilebilecektir. Hastane organizasyonuna ilişkin yazılarımızda belirttiğim üzere bu durumda dahi hekime kusur atfedilmemelidir çünkü ameliyathane ekibini kuran hekim değildir ve malzemelerde olan eksikliğin ameliyat bitmeden önce malzeme sayım ve kontrolünden sorumlu hemşirelere malzemelerin tam mı olduğu sorusu yöneltilmekte ve ameliyat sonrası tutanak imzalanmaktadır. Bu durumda da hekimin özensizliğinden bahsedilmemelidir.


ARB. AV. AYŞE ACAR YÜCEL


HANYALOĞLU-ACAR HUKUK BÜROSU


Comments


bottom of page