YayınlarımızMalpraktis ve Komplikasyona Danıştay’ın Bakış Açısı (Göz Emsal)

22 Kasım 20210
https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2021/11/pexels-polina-tankilevitch-5234499-1280x853.jpg

Malpraktis ve Komplikasyona Danıştay’ın Bakış Açısını, katarakt ameliyatı sonrasında gelişen görme kaybı, uğranılan zararın tazmin talebi, İdare Mahkemesi red kararı ve sonrasında Danıştay’ın eksik inceleme sebebiyle bozma kararı üzerinden inceleyeceğiz. Bu kararda;

  • Komplikasyon, malpraktis ayrımı ve komplikasyon ne zaman malpraktise dönüşür?
  • Üst Basamağa sevkte zamanlama doğru mudur?
  • Hastane şartları, teknik donanım, personel yeterliliği katarakt ameliyatına uygun mudur?
  • Ameliyatın üst Basamakta yapılması halinde sonuç değişir mi?
  • Gelişen görme kaybının komplikasyon olarak kabulü halinde sevk edilen hastanede yapılan müdahale yerinde midir?

Gibi sorulara cevap aranırken, bu soruların cevaplarının eksik olduğundan bahisle karar bozulmuştur.

Hekimin tıbbi standartlara uygun davranmasına rağmen oluşabilen komplikasyonlar sebebiyle sorumluluğunun doğmayacağı açık olmakla birlikte komplikasyonun gecikme göstermeksizin tespit edilmesi, gerekli önlemlerin alınması ve uygun tedavinin düzenlenmesi gerekir. Komplikasyonun tespitinde, tedavisinde gecikme olması ya da komplikasyonun hiç fark edilememesi halinde hekim uygulamasında özen eksikliği ve ihmali davranış sebebiyle komplikasyonun malpraktise dönüşmesi söz konusu olacaktır. Pratikte hekimin komplikasyonu iyi yönettiği durumlarda dahi hasta kayıtlarında görülememesi durumunda yine özen eksikliği sebebiyle tazminata hükmedildiği görülmektedir.

Malpraktis ve Komplikasyona Danıştay’ın Bakış Açısı aşağıdaki kararla ayrıntılı olarak incelenmiş ve Yerel mahkemeye cevaplaması için tüm ihtimaller gözetilerek sorular yöneltilmiştir.

KARAR İNCELEMESİ

DANIŞTAY 15. DAİRESİ E. 2017/871 K. 2017/5163  4.10.2017 TARİHLİ KARARI; (LEXPERA)

TALEP  “Dava; ……….. Devlet Hastanesinde,11/02/2014 tarihinde davacının sol gözü üzerinde gerçekleştirilen tıbbi ameliyelerde hizmet kusuru işlendiğinden bahisle sol gözünü kaybetmesi nedeniyle .. maddi ve … manevi …….tazmini istemi… “

İDARE MAHKEMESİ KARARI “………… 2. İdare Mahkemesi’nce; sol göz katarakt tanısı konulan davacıya 11/02/2014 tarihinde ………….. Devlet Hastanesinde yapılan tıbbi müdahaleler sonucu gerçekleşen arka kapsül açılmasının ve bunun sonucunda oluşan retinal yırtık ve dekolmanın katarakt cerrahi müdahalelerinde nadir de olsa görülebildiği, bu nedenle tıbben gerekli dikkat ve özen kurallarına uygun olarak uygulama yapan sağlık ekibine kusur atfedilemeyeceği, katarak ameliyatının sonuçları hakkında davacıya yapılan bilgilendirmenin yeterli olduğu, ameliyat sonrasında komplikasyon oluşması nedeniyle davacının gecikmeye mahal vermeksizin 3.basamak sağlık kuruluşuna sevk edildiği yolundaki bilirkişi tespit ve değerlendirmeleri dikkate alındığında, 11/02/2014 tarihinde …………. Devlet Hastanesinde davacının sol gözüne, gerekli bilgilendirmenin yapılması suretiyle uygulanan tıbbi ameliyelerde ve üst basamak sağlık kuruluşuna sevk zamanlamasında hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir…………”

Yerel Mahkeme kararında özetle, Tanı tedavi ve müdahalenin endikasyon doğrultusunda yapıldığını, oluşan retinal yırtık ve dekolmanın katarakt cerrahisinin komplikasyonlarından olduğunu, komplikasyon yönetiminin de sevk işleminin yerinde olduğu ve hastanın bilgilendirilmesinin de yeterli olduğu sonucuna vararak davayı reddetmiştir. İş bu yerel mahkeme kararının bir malpraktis iddiasında cevap bekleyen sorulara cevap verdiği görülmekle birlikte Danıştay aşağıdaki şekilde kararı bozmuştur.

DANIŞTAY BOZMA GEREKÇESİ “…………….İdare hukukunun ilkeleri ve Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin açık ve belli bir ağırlıktaki hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir…………………..

Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13.maddesinde; bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle hastanın zarar görmesi durumu hekimliğin kötü uygulanması (malpraktis)olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası (malpraktis) olarak anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği, hastaya uygun tedavi uygulanmaması; tıbbi hata olarak tanımlanabilir. Bu noktada hatalı tıbbi uygulama sonucu doğacak sorumluluk “kusura dayalı genel sorumluluk”tur. Hekimin hukuksal sorumluluğu bakımından ölçü; tecrübeli bir uzman hekim standardıdır. Hekim, objektif olarak olayların normal gelişimine ve subjektif olarak da kendi kişisel tecrübesine, kişisel yeteneğine, bireysel mesleki bilgisine, eğitiminin nitelik ve derecesine göre, hastanın sağlığına bir zarar gelmesini önceden görebilecek durumda olmalıdır. Bu halde karşımıza özen yükümlülüğü çıkmaktadır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır;

  • Birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır.
  • İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasıdır.
  • Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanında personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması, hekimlerin birbiriyle iş birliği (Konsültasyon)dir.
  • Bu üç alandaki kusuru, sırasıyla uygulama kusuru (tedavide hata), aydınlatma kusuru ve organizasyon kusuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu üç kusura “Tıbbi Uygulama Hatası” (Malpraktis) adı verilmektedir.

Bu noktada tıbbi standart kavramına açıklık getirilmelidir. Tıbbi standart kavramı ile, tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Tıbbi standart ihlali değişik şekillerde gerçekleşebilir; teşhis, tedavi (endikasyon eksikliği, yanlış tedavi yönteminin seçimi) ve müdahale sonrası bakım yönetimi bunlardan bazılarıdır.

Komplikasyon ise, tıbbi girişim sırasında öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur; ancak bunun bilgi ve beceri eksikliği sonucu olmaması gerekir. Bu tanıma göre, hekimin tıbben kabul ettiği normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranarak gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan yasal olarak sorumlu olmayacağı belirtilmektedir. Hasta tıbbi uygulama sırasında ve sonrasında kusur olmadan da oluşabilecek istenmeyen sonuçları, komplikasyonları bilirse ve uygulamaya onay verirse tıbbi müdahale hukuka uygun olur. Hastada oluşan zararlı sonuç öngörülemiyor ve önlenemiyorsa veya öngörülebilse bile (hastanın yeterince aydınlatılmış, onayı alınmış olması ve uygulamada kusur olmaması şartı ile) önlenemiyorsa bu durumun komplikasyon olarak kabulü gerekmektedir. Yine bu noktada, tıbbi standartlardan sapılmaması, mesleki tecrübe kurallarına riayet edilmiş olması gereklidir. Yine meydana gelen komplikasyon sonrası süreçte de uygulanan teşhis ve tedavinin de tıp kurallarına uygun olması gerekmektedir. Bu noktada komplikasyon sonrası yönetim süreci de hizmet kusurunun varlığını tespit etme adına önem arz etmektedir.

Buraya kadar yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, dava konusu olayda davalı idarece sunulan sağlık hizmetinde herhangi bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti bakımından sırası ile,

  • Ameliyatın yapıldığı sağlık tesisinin bu ameliyat bakımından yeterli donanıma ve teknik kabiliyetlere sahip olup olmadığının,
  • Ameliyatı gerçekleştiren sağlık ekibinin yeterli tıbbi bilgi ve beceriye sahip olup olmadığının,
  • Komplikasyon olarak tanımlanan hadisenin tıbbi girişimde bulunan sağlık ekibinin bilgi ve beceri eksikliği sonucu ortaya çıkamayan, öngörülemeyen, öngörülse bile engellenemeyen bir durum olup olmadığının,
  • Davacı açısından istenmeyen sonucun yani görme kaybının ne zaman kesinleştiğinin,
  • Komplikasyonun ortaya çıkmasından itibaren istenmeyen sonucun kesinleştiği ana kadarki süreçte sunulan sağlık hizmetlerinde herhangi eksiklik ya da kusurun bulunup bulunmadığının detaylıca incelenerek bir sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, Mahkeme tarafından bilirkişi heyetine yalnızca 11.02.2014 tarihinde ………… Devlet Hastanesi’nde davacının sol gözü üzerinde gerçekleştirilen tıbbi işlemlerde hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının sorulduğu, bilirkişi raporu ile de;

  • Yalnızca sorulduğu üzere ………. Devlet Hastanesi’nde sunulan sağlık hizmetine ilişkin hususların değerlendirildiği, ameliyat sonrası davacının sevk edildiği ve 5 gün yatarak tedavi gördüğü ………. Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki tedavi süreci ve sonrasındaki süreçte davacının sol gözündeki ameliyata bağlı gelişen görme kaybının önlenmesine yönelik yapılabilecek tıbbi girişimlerin olup olmadığı,
  • (Bilirkişi raporunda yer alan davacının basamak sağlık kuruluşuna sevk zamanlamasında gecikme olmadığı tespitinden görme kaybının önlenebilmesi için sevk tarihi olan 13.02.2014 tarihi itibari ile geç kalınmadığı anlaşıldığından) varsa bunların neler olduğu ve ne zamana kadar ve tedavi sürecine katılan hangi sağlık kuruluşunda bunun mümkün olduğu,
  • Davacının ameliyatın ertesi günü yani 12.02.2014 tarihinde ağrı ve görememe şikayeti ile anılan hastaneye başvurusu üzerine o gün itibariyle 3.basamak sağlık kuruluşuna sevk edilmesinin görme kaybının önlenmesine olumlu bir katkı sağlayıp sağlamayacağı,
  • Tedavi süreci bir bütün olarak ele alınıp gerek ……….. Devlet Hastanesi gerekse ………… Üniversitesi Tıp Fakültesi ve devamındaki süreçte sunulan sağlık hizmetlerinde hekimlik bilgi ve becerisi, sağlık kuruluşlarının teknik ve donanımsal imkan ve kabiliyetleri ile komplikasyon yönetimi ve organizasyon becerileri açısından detaylı olarak incelenmediği
  • Ve bu süreçlere ilişkin detaylı değerlendirmelere yer verilmediği, bu cihetle mahkemece gerekli ve yeterli inceleme yapılmaksızın alınan rapora dayanılarak hüküm verildiği anlaşılmaktadır.

…………………………..Bu durumda yukarıda tespit edilen hususlar dikkate alınarak, dava konusu ameliyatı yapan ve devamındaki tedavi sürecine katılan sağlık kuruluşlarında sunulan sağlık hizmetlerini de kapsayacak biçimde Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak buna göre hizmet kusurunun araştırılması, şayet hizmet kusuru tespit edilirse ……… Üniversitesi Rektörlüğü’nün de hasım mevkiine alınmak suretiyle husumet genişletilerek bir karar verilmesi gerekirken, aksi yönde eksik inceleme üzerine verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Konya 2. İdare Mahkemesi’nin 03/03/2016 tarih ve E:2014/1369, K:2016/242 sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 04/10/2017tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

DEĞERLENDİRMEMİZ

Malpraktis ve Komplikasyona Danıştay’ın Bakış Açısına dair incelenen kararda hiçbir ihtimal dışlanmaksızın hastanın başvurusundan itibaren tüm aşamalar ele alınarak sorgulanmış ve hastanın iki hastaneye başvurusu olduğu, mahkemenin ve bilirkişi incelemesinin ilk başvuru hastanesindeki kayıtlara göre yapıldığı, sevk edilen üst basamak üniversite hastanesinden de hasta kayıtlarının toplanarak bir bütün halinde değerlendirilme yapılması ve sorulan sorulara yanıt verebilecek bir rapor sonrası karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Danıştay kararında, hastanın tıbbi süreçte başvurduğu tüm hastanelerdeki kayıtların incelenmesi ve organizasyon sorumluluğuna ilişkin olarak “……….. Devlet Hastanesi gerekse ………… Üniversitesi Tıp Fakültesi ve devamındaki süreçte sunulan sağlık hizmetlerinde hekimlik bilgi ve becerisi, sağlık kuruluşlarının teknik ve donanımsal imkân ve kabiliyetleri ile komplikasyon yönetimi ve organizasyon becerileri açısından detaylı olarak incelenmediği…” tespitlerinin aslında tüm davalarda ele alınması gereken konulardan olduğu unutulmamalıdır. Zira çalışma koşulları gayri insani, teknik donanım olarak yetersiz ve hekim sayısının olması gerekenden çok az olan sağlık kurumlarının organizasyon sorumluluğu ve sorumluluk paylaşımı bakımından sorgulanması gerekmektedir. Hekimlerin nöbet sayısı, icapçı olup olmadıkları ve hastane koşullarının yetersizliği davalarda ilk bakılacak konuların başında gelmelidir.

Büyük baskı altında çalışan hekim ve diğer sağlık çalışanlarının zorlu şartlar altında (uykusuzluk, zamansızlık) malpraktisten korunması zor ve yıpratıcıdır. Bu sebeple davalarda öncelikle organizasyon sorumluluğunun malpraktise etkisi değerlendirilmeli ve küçük ihtimal dahilinde etkilenme varsa dahi idarelerin ödediği tazminatlar hekim ve sağlık çalışanlarına rücu edilmemelidir.

ARB. AV. AYŞE ACAR YÜCEL

HANYALOĞLU-ACAR HUKUK BÜROSU

Yorumlarınızı Paylaşın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

https://www.hanyaloglu-acar.av.tr/wp-content/uploads/2020/05/wlogo1-320x89.png
Büyükdere Caddesi 239/9 Maslak 34398 İstanbul
+90 212 278 25 51
info@hanyaloglu-acar.av.tr

Bizi takip edin:

Danışmanlık Alın

Bütün hakları saklıdır.

© Hanyaloğlu & Acar Hukuk Bürosu 2020