top of page

Gebelik Takibinde Fetal Anomalilerin Tespit Edilememesi: Hukuki Sorumluluk Tartışması

Gebelik takibinde fetal anomalilerin ultrasonografi ile tespit edilememesi ve Danıştay 10. Dairesi kararı
Gebelik Takibinde Fetal Anomalilerin Tespit Edilememesi Nedeniyle Açılan Tazminat  Davası

Danıştay 10. Dairesi’nin 16.10.2025 Tarihli Kararı Işığında Değerlendirme


Bu yazıda; gebelik takibinde fetal (anne karnındaki bebeğe ilişkin) anomalilerin ultrasonografi ile tespit edilememesi nedeniyle açılan tam yargı davasında, Danıştay 10. Dairesi tarafından verilen karar incelenmektedir.

Somut olayda, doğumdan sonra bebeğin el ve ayak parmaklarının normalden daha küçük ve eksik geliştiği, ayrıca her iki bacağında da fibula kemiğinin hiç oluşmadığı tespit edilmiştir.

Uyuşmazlık; doğumdan sonra ortaya çıkan bu tür doğumsal uzuv eksikliklerinin, gebelik sürecinde yapılan ultrasonografi incelemelerinde neden fark edilemediği ve bu durumun, gebelik takibini yürüten sağlık hizmetinin sunumunda hizmet kusuru oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.

Konu, doğası gereği tıbbi ve teknik kavramlar içermektedir. Bu nedenle kararın daha sağlıklı değerlendirilebilmesi amacıyla, inceleme öncesinde bazı temel kavramlara kısaca değinilmesi gerekli görülmüştür.

 

Kararda Yer Alan Kavramlara Kısa Bir Bakış: Fetal Anomali ve Anatomik İnceleme


Fetal anatomik inceleme, gebeliğin belirli haftalarında yapılan ultrasonografi ile anne karnındaki bebeğin (tıbbi adıyla fetüsün) organ ve uzuvlarının yapısal gelişiminin değerlendirilmesi işlemidir. Hekim olmayanlar açısından bu inceleme, basitçe bebeğin gelişiminin normal seyredip seyretmediğinin kontrol edilmesi anlamına gelir.

Bebeğin duruşu veya gebelik haftasına bağlı teknik sınırlılıklar nedeniyle bazı yapılar her zaman net biçimde görüntülenemeyebilir. Hukuki tartışma da, bu tıbbi sınırların gebelik takibinde nasıl dikkate alındığı ve belgelendirildiği noktada ortaya çıkmaktadır.


1. Dava Konusu ve Uyuşmazlığın Çerçevesi

Uyuşmazlık, gebelik takibi sürecinde anne karnındaki bebekte mevcut olan uzuv gelişim farklılıklarının (el–ayak parmaklarında gelişim eksikliği ve her iki bacakta fibula kemiğinin oluşmaması) doğum öncesinde tespit edilememesi nedeniyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasına dayalı olarak açılan tam yargı davasından kaynaklanmaktadır.

Davacılar, gebelik süresince düzenli kontrollerin yapıldığını, yapılan ultrasonografi incelemelerinde uzuvların “normal” olarak raporlandığını, ancak doğumdan sonra doğumsal uzuv eksikliklerinin ortaya çıktığını ileri sürerek; bu durumun, gebelik takibini yürüten kamu hastanesindeki hekimlerin özen borcuna ve idarenin sağlık hizmetini mevzuata ve tıbbi gereklere uygun yürütme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiğini iddia etmiştir.

İlk derece mahkemesi ve istinaf merciince, Adli Tıp Kurumu raporu esas alınarak idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karar, temyiz üzerine Danıştay 10. Dairesi’nce bozulmuştur.


2. Bilirkişi Raporları ve İlk Derece Mahkemesi Yaklaşımı

Yargılama sürecinde hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu’nun 21.05.2021 tarihli raporunda; gebelik takiplerinin 19. gebelik haftasından itibaren kamu hastanesinde yürütüldüğü, 19. haftada yapılan obstetrik ultrasonografinin radyoloji uzmanı tarafından “normal” olarak raporlandığı ve gebelik sürecinin kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından klinik olarak takip edildiği belirtilmiştir.

Raporda ayrıca; gestasyonel diyabet tanısıyla annenin kısa süreli yatırılarak izlendiği, doğumun özel bir hastanede gerçekleştiği ve doğumdan sonra bebeğin el ve ayak parmaklarında gelişim eksikliği ile her iki bacakta fibula kemiğinin bulunmadığının tespit edildiği ifade edilmiştir.

Adli Tıp Kurumu raporunda; tüm gebeliklerde belirli oranlarda fetal anomali görülebileceği, fetal pozisyona bağlı olarak bazı ekstremite anomalilerinin 19. haftada yapılan ultrasonografide her zaman saptanamayabileceği ve parmak anomalileri ile bilateral fibula yokluğunun gerek radyoloji uzmanı tarafından yapılan görüntüleme sırasında, gerekse kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından yürütülen gebelik takiplerinde görülememesinin tıbben mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

Bu kapsamda, söz konusu anomalilerin gebenin takip ve tedavisini yürüten hekimlerin eylemine bağlı olarak ortaya çıkmadığı; doğumsal, yaşamla bağdaşan nitelikte olduğu ve tespit edilse dahi gebeliğin sonlandırılmasını gerektiren bir terminasyon endikasyonu oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.

Bu gerekçelerle raporda; radyoloji uzmanı ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetini yürüten idare açısından da dosya kapsamında görünür bir hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İlk derece mahkemesi, Adli Tıp Kurumu raporunu yeterli ve hüküm kurmaya elverişli bularak davanın reddine karar vermiş; istinaf incelemesinde de bu yaklaşım benimsenmiştir.


3. Danıştay 10. Dairesi’nin Bozma Gerekçesi

Danıştay 10. Dairesi, uyuşmazlığı yalnızca “anomali tespit edilebilir miydi?” sorusu üzerinden değil; bilirkişi incelemesinin kapsamı ve yöntemi üzerinden ele alarak önemli bir hukuki değerlendirme yapmıştır.

Yüksek Mahkeme’ye göre;

  • Sağlık hizmetinden kaynaklanan tam yargı davalarında bilirkişi raporlarının, somut tıbbi verilerle desteklenen, açık, denetlenebilir ve bilimsel gerekçelere dayalı olması zorunludur.

  • Özellikle doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren davalarda, varsayıma dayalı, genel nitelikli veya soyut değerlendirmeler içeren raporların hükme esas alınması, etkili bir yargısal denetim sağlanması bakımından yeterli değildir.

Bu çerçevede Danıştay, somut dosyada alınan Adli Tıp Kurumu raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu tespit etmiştir.


4. ISUOG Rehberlerinin Kararda Üstlendiği Rol

Kararın en dikkat çekici yönlerinden biri, Danıştay’ın uluslararası tıbbi uygulama rehberlerine açık şekilde atıf yapmasıdır.

Danıştay, ISUOG (Uluslararası Kadın Hastalıkları ve Doğum Ultrasonografi Derneği) tarafından yayımlanan uygulama rehberlerinde; gebeliğin 11–13. haftalarında (birinci trimesterde) ve 18–21. haftalarında (ikinci trimesterde) fetal anatomik incelemenin yapılmasının önerildiğini, bu incelemelerde özellikle fetüsün uzuvlarının sistematik biçimde değerlendirilmesi ve görülemeyen ya da eksik değerlendirilen yapıların raporlanması gerektiğini vurgulamaktadır.

Buna karşılık somut dosyada hükme esas alınan bilirkişi raporunda; gebelik takibinde hangi ulusal ya da uluslararası kılavuzların esas alındığı açıklanmamış, birinci üç aylık dönemde (11–13. haftalar) fetüsün anatomik incelemesinin yapıldığına dair herhangi bir ultrasonografi kaydına yer verilmemiş, ikinci üç aylık döneme ilişkin ayrıntılı ultrasonografinin ise 19. haftada yapıldığı belirtilmekle yetinilmiştir. Bu incelemede “ekstremiteler ve hareketleri normaldir” şeklinde genel bir raporlama yapılmış; hangi uzuvların hangi ölçütlere göre değerlendirildiği veya görülemeyen yapıların bulunup bulunmadığı hususları açıklanmamıştır.

Danıştay, özellikle "26.03.2016 tarihli ISUOG Birinci Üç Ay Uygulama Rehberi" ile "03.04.2019 tarihli ISUOG İkinci Üç Ay Uygulama Rehberi" uyarınca; kollar ve bacaklar dâhil olmak üzere uzuvların sistematik biçimde değerlendirilmesi, varlıklarının ya da yokluklarının kayıt altına alınması ve görülemeyen yapıların sonraki ultrasonografilerde takibinin yapılması gerektiğini vurgulamış; ancak hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda bu hususların açıklığa kavuşturularak değerlendirilmediğini tespit etmiştir.

Danıştay’a göre bu eksiklik, bilirkişi raporunun yalnızca sonuca odaklanan; ancak bu sonuca hangi bilimsel standartlar esas alınarak ulaşıldığını ortaya koymayan bir içerik taşımasına yol açmaktadır.


5. Hizmet Kusurunun Değerlendirilmesinde Dikkate Alınan Ölçütler

Karar, gebelik takibinde fetal anomalilerin her zaman tespit edilemeyebileceği yönündeki tıbbi gerçeği reddetmemektedir. Ancak Danıştay, bu sonuca ulaşılabilmesi için;

  • Uluslararası kabul görmüş rehberlerin dikkate alınması,

  • Uygulanan ultrasonografik incelemelerin kapsamının ve sınırlılıklarının somut biçimde ortaya konulması,

  • Raporlamada “normal” ifadesinin hangi değerlendirmelere dayandığının açıklanması

gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu yaklaşım, hizmet kusurunun varlığına ilişkin değerlendirmede “sonucun değil sürecin” hukuki denetime tabi tutulması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.


6. Kadın Doğum Uygulamaları Açısından Sonuç ve Değerlendirme

Danıştay 10. Dairesi’nin bu kararı;

  • Kadın doğum pratiğinde hekimlerin mutlak sonuç sorumluluğu altında olmadığını,

  • Ancak gebelik takibinin, güncel bilimsel rehberlere uygun şekilde planlanması ve belgelendirilmesinin hukuki güvence açısından kritik olduğunu net biçimde ortaya koymaktadır.


Özellikle ultrasonografi raporlarında kullanılan genel ifadelerin, ileride doğabilecek hukuki uyuşmazlıklarda bilirkişi ve mahkeme denetimine konu olabileceği; “normal” değerlendirmesinin mutlaka hangi anatomik yapıların hangi standartlara göre incelendiğiyle ilişkilendirilmesi gerektiği bu kararın pratik yansımaları arasındadır.


Sonuç olarak karar, kadın doğum alanında panik yaratmaktan ziyade; öngörülebilir, kılavuz temelli ve kayıt altına alınmış bir gebelik takibi pratiğinin hem hekimler hem de sağlık idaresi açısından en güçlü hukuki koruma olduğunu bir kez daha teyit etmektedir.


Kadın Doğum Uzmanları Bu Kararın Anlamalı Nedir?

1. Sonuç değil süreç denetlenmektedir. Danıştay, fetal anomalinin neden tespit edilemediğinden ziyade, gebelik takibinin hangi bilimsel standartlara göre yürütüldüğünü ve bu sürecin nasıl belgelendiğini esas almaktadır.

2. Ultrasonografi raporları teknik olduğu kadar hukuki belgedir.

“Ekstremiteler normal” gibi genel ifadeler, hangi yapıların hangi kriterlere göre değerlendirildiği açıklanmadığı sürece ileride hukuki tartışmalara konu olabilmektedir.

3. Uluslararası rehberler artık dolaylı değil doğrudan önemlidir.

ISUOG gibi uluslararası kabul görmüş kılavuzlar, yalnızca tıbbi uygulama rehberi değil; bilirkişi ve mahkeme denetiminde referans alınan ölçütler hâline gelmiştir.

4. Görülemeyen yapılar mutlaka kayıt altına alınmalıdır.

Fetal pozisyon, teknik sınırlılık veya gebelik haftasına bağlı nedenlerle net değerlendirilemeyen anatomik yapıların raporda açıkça belirtilmesi, hekim açısından en güçlü hukuki korumadır.

Güncel kılavuzlara uygun, sistematik ve kayıtlı bir gebelik takibi; hekimi sonuçtan bağımsız olarak sorumluluktan koruyan en önemli unsurdur.

 

Arb. Av. Ayşe Gül Hanyaloğlu

bottom of page