top of page

Ameliyat Sonrası Yüz Felci Komplikasyon mu, Malpraktis mi? Yargıtay Karar İncelemesi 2025


Kulak operasyonu sonrası gelişen yüz felci sonrası  malpratis davasında tazminat
Ameliyat Sonrası Yüz Felci Tazminat Davası

Ameliyat sonrası gelişen yüz felci (fasial paralizi), Kulak Burun Boğaz (KBB) cerrahisinde nadir görülen ancak ciddi sonuçlar doğurabilen bir komplikasyondur. Peki, bu tür durumlar her zaman komplikasyon olarak mı değerlendirilir? Yoksa hekimin müdahale sürecindeki ihmalleri, tıbbi malpraktis sorumluluğu doğurur mu? Bu yazıda, fasial paralizi gelişen bir hastanın açtığı tazminat davasında Yargıtay’ın verdiği emsal nitelikteki karar incelenmekte; komplikasyon yönetimi, özen borcu ve tazminat hesabı yönüyle kararın sağlık hukuku pratiğine etkisi değerlendirilmektedir.

Davacının İddiaları

Yurt dışında (Avusturya) ikamet eden davacı, 2013 yılında Türkiye’ye ziyareti sırasında,  kulak ağrısı, işitme azlığı ve akıntı şikâyetleriyle özel bir hastanenin Kulak Burun Boğaz (KBB) polikliniğine başvurmuştur. Yapılan muayenenin ardından ameliyata alınan davacı, operasyon sonrasında yüzünün sağ tarafında kısmi felç geliştiğini ve bu durumun kalıcı hale geldiğini ileri sürmüştür.

Davacı vekili, ameliyat sırasında fasial sinirlerin zedelenmesi sonucu kalıcı yüz felci meydana geldiğini, bu durumun psikolojik, estetik ve sosyal açıdan davacının yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilediğini belirtmiştir. Ayrıca müvekkilinin yurt dışındaki ticari faaliyetlerinde zarara uğradığını ve mesleki iş gücünde kayba maruz kaldığını ileri sürerek; manevi tazminatın yanı sıra, geçici ve kalıcı iş göremezlik tazminatı ile tedavi giderlerinin davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Tıbbi Müdahale ve Komplikasyonun Gelişimi

Davacı, kulakta ağrı, akıntı ve işitme azlığı şikâyetleriyle özel bir hastanenin Kulak Burun Boğaz (KBB) polikliniğine başvurmuştur. Yapılan muayene sonrası, kulak zarında yırtık ve kronik enfeksiyon bulgularına dayanılarak cerrahi müdahale kararı verilmiştir. Davacının tanığına göre, hekim tarafından kulak zarının dikileceği ve bölgede iltihap temizliği yapılacağı bilgisi verilmiş; ardından aynı gün hasta ameliyata alınmıştır. Yapılan işlem, büyük olasılıkla timpanoplasti veya benzeri bir kronik otit cerrahisidir. Ameliyat sonrası dördüncü saatte hastada sağ yüzde felç (fasial paralizi) gelişmiş, bu durum kalıcı hale gelmiştir.

Bilirkişi İncelemesi (Adli Tıp Kurumu Raporu)

Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda, fasial paralizinin ameliyat sonrası erken dönemde gelişmesi halinde, fasial sinirin eksplore edilmesi gerektiği, eğer bu mümkün değilse hastanın ileri bir merkeze sevk edilmesinin zorunlu olduğu açıkça belirtilmiştir. Somut olayda ise bu tıbbi müdahalelerden hiçbirinin yapılmadığı tespit edilmiş ve bu nedenle hekimin komplikasyon yönetiminde kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Bu değerlendirme ile birlikte, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen maluliyet raporunda, davacının fasial paraliziye bağlı olarak A cetveline göre %14, E cetveline göre ise %11,3 oranında meslekte kazanma gücü kaybı yaşadığı belirlenmiş; geçici iş göremezlik süresinin ise 18 aya kadar uzayabileceği ifade edilmiştir. Sonuç olarak, komplikasyonun gelişimi hekim kusuru olarak değerlendirilmemiş; ancak komplikasyonun tanısı ve tedavisinde gecikme olduğu, dolayısıyla hekimin özen borcuna aykırı davrandığı ve bu nedenle hukuken sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmiştir.

İstinaf Mahkemesi Kararının İncelenmesi

İlk derece mahkemesince verilen karar sonrasında, taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Dosya, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi tarafından incelenmiştir.

Mahkeme esas itibarıyla, tıbbi kusur yönünden Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporu esas almış ve davalı hekimin komplikasyonun tanı ve tedavisinde gerekli tıbbi müdahaleleri zamanında gerçekleştirmemesi nedeniyle kusurlu olduğuna kanaat getirmiştir. Bu yönüyle, ilk derece mahkemesinin kusur tespiti yerinde bulunmuştur.

Ancak istinaf incelemesinde  dikkat çekici değerlendirme, geçici iş göremezlik tazminatına ilişkindir. İlk derece mahkemesi, Adli Tıp raporunda yer alan 18 aya kadar uzayabilecek geçici iş göremezlik süresini tam kapasite kaybı olarak değerlendirmiş ve bu döneme ilişkin tazminata hükmetmiştir. Konya BAM, bu yaklaşımı isabetsiz bularak, dosyaya sunulan maaş bordrolarının incelenmesi neticesinde davacının bu dönemde fiilen çalışmaya devam ettiğini, yalnızca bazı aylarda eksik maaş aldığı ve sadece kısa bir sürede çalışmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle, davacının bu dönemde tam iş göremezlik halinde kabul edilerek hesaplanan tazminat miktarının davacının gerçek zararını yansıtmadığı değerlendirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, davacının bu süreçte çalıştığı dikkate alındığında, geçici iş göremezlik tazminatının yalnızca maluliyet oranına tekabül eden kısmının karşılanabileceği görüşünü benimsemiştir.

Böylece geçici iş göremezlik zararının yalnızca 7.978,17 TL’si kabul edilmiştir. Sürekli maluliyet tazminatı yönünden ise 676.564,59 TL tutarındaki hesaplama istinaf mahkemesi tarafından yerinde bulunmuş ve toplam maddi tazminat miktarı 684.542,76 TL olarak yeniden belirlenmiştir.

Sonuç olarak Konya BAM 5. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararını kısmen kaldırarak, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın, uygulama ve hesaplama hatalarının düzeltilmesi suretiyle hüküm kurmuş ve davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.


Yargıtay Kararının İncelenmesi

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi tarafından verilen karar, taraf vekilleri ve fer’i müdahil sigorta şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından incelenmiş ve 2024/867 E - 2025/2364 K nolu 22.04.2025 tarihli kararla sonuca bağlanmıştır.

Yargıtay incelemesinde, öncelikle olayın #vekâlet sözleşmesine dayalı hekimlik ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiş; hekim ile hasta arasında özel hukuk ilişkisi bulunduğu vurgulanmıştır.

Daire, davaya konu olayda asıl sorunun bir komplikasyonun ortaya çıkmasından değil, komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediğinden kaynaklandığını özellikle belirtmiştir.

Dosyada yer alan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu raporu doğrultusunda, komplikasyonun tanı ve tedavisinde hekimin geç kaldığı ve gerekli tıbbi müdahaleleri yapmadığı tespit edilmiştir. Hekimin ameliyat sonrası erken dönemde ortaya çıkan fasial paraliziye rağmen fasial sinir eksplorasyonu gerçekleştirmediği, hastayı ileri bir merkeze sevk etmediği, dolayısıyla komplikasyonun tıbbi standartlara uygun biçimde yönetilmediği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle Yargıtay, hekim kusurunun sabit olduğuna hükmeden alt derece mahkemelerinin değerlendirmesini yerinde bulmuştur.

Yargıtay ayrıca, maddi tazminat hesabında, davacının Avusturya’daki gelirine göre belirlenen katsayı ile Türkiye asgari ücreti esas alınarak yapılan hesaplamanın yerleşik içtihatlara uygun olduğu ifade edilmiştir.

Geçici iş göremezlik süresine ilişkin yapılan düzeltme de Yargıtay tarafından onanmıştır. Davacının bu süreçte fiilen çalıştığına dair bordrolar dosyaya sunulduğu için, tam iş göremezlik varsayımının doğru olmadığı ve yalnızca maluliyet oranına isabet eden kısmın tazmin edilmesi gerektiği yönündeki istinaf gerekçesi benimsenmiştir.

Tüm bu değerlendirmeler sonucunda, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi; istinaf kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek taraf vekillerinin ve sigorta şirketinin temyiz itirazlarını reddetmiş ve kararı oy birliğiyle onamıştır.

Sonuç

Yüz siniri felci, orta kulak cerrahilerinde nadir görülen ancak bilinen bir komplikasyondur. Ancak bu karar dosyasında olduğu gibi, komplikasyonun varlığı değil, hekimin komplikasyon geliştikten sonra gerekli tıbbi müdahaleyi yapmaması, yani eksplorasyon ya da sevk yükümlülüğünü yerine getirmemesi, sorumluluğun temelini oluşturmuştur.

Yargı kararlarında, komplikasyonun bilgilendirilmiş onam kapsamında değerlendirilmiş olması, hekimin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Komplikasyon geliştikten sonra tıbbi müdahalenin zamanında ve doğru biçimde yapılmaması, özen borcunun ihlali olarak kabul edilmektedir.

Bu yönüyle söz konusu karar, ‘Fasial paralizi komplikasyon mu, malpraktis mi?’ sorusuna net bir yanıt vermektedir: Komplikasyon, doğru yönetilmezse malpraktise dönüşebilir.”

 

Av. Ayşe Gül HANYALOĞLU

bottom of page