top of page
Ara

Hasta Anamnezinin Kayda Alınamamasının Malpraktis Açısından Değerlendirilmesi


Eksik Anamnez Malpraktis Midir?

Anamnezin hasta kayıtlarına eksik işlenmesi malpraktis midir?

Hasta kayıtlarındaki eksiklik özen yükümlülüğünün ihlalini oluşturur mu?

Uygulamada hekimlerin yoğun çalışma şartları gereği yapmış oldukları muayene bulgularının ve hastanın geçmiş hastalık öyküsünü hasta kayıtlarına tam yansıtamadıkları bazen de yine hasta sayısının fazlalığı sebebi ile hastaya bakarken tıbbi sekreter aracılığı ile sisteme işlenmesi esnasında hatalar ve eksiklikler olduğu görülmektedir. Bu eksiklerin sebeplerini araştırırken çok sayıda hekimden alınan geri bildirimde; aslında sorunun çoğu zaman hekimlerin çalışma koşullarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Mevcut Sağlık sisteminde az hekim ile çok hastaya bakma koşullarının dayatılması, çalışma koşullarının insani koşullardan çok uzak olması hasta kayıtlarına da yansımaktadır.

Eksik Anamnez-Hasta Kaydı Hekimin Tıbbi Kötü Uygulaması, Malpraktis Midir? Sorusuna Emsal Danıştay 15 Daire Kararı üzerinden cevap bulmaya çalışalım.


Danıştay 15 Daire., E. 2014/3554 K. 2015/1377 T. 11.3.2015

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi’nce Tetkik Hakimi’nin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:…………

Bursa 2. İdare Mahkemesi ‘nce; dava konusu olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu nezdinde yaptırılan ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle, olayda hizmet kusuru ve ihmal bulunmadığı, dolayısıyla idarenin tazmin yükümlülüğü olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı tarafça, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, anılan İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.......


Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının davalı idare bünyesinde faaliyet gösteren Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Göz Hastalıkları Servisi’nde katarakt tespiti üzerine 20.06.2004 tarihinde ameliyat edildiği, yapılan ameliyatta göz içine 30 numaralı mercek yerleştirildiği ve 21.06.2004 tarihinde taburcu edildiği, görme duyusunun giderek azalması üzerine yaklaşık 7 ay sonra başvurduğu özel bir hastanede tekrar ameliyat edilerek daha önce yerleştirilen merceğin 25 numara olanı ile değiştirildiği ve görme duyusuna tekrar kavuştuğu, bu nedenle ilk yapılan ameliyatın tıp kurallarına uygun yapılmadığı bu nedenle davalı idarenin hizmet kusuru ve ihmali nedeniyle duydukları üzüntü karşılığı 28.000 TL manevi tazminat istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.


Uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesi’nce, davacının tedavisinde hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu nezdinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olmakla birlikte ortaya çıkan sonuç dosya içeriği ile birlikte değerlendirilmeden önce uyuşmazlığın çözümü açısından” Hatalı Tıbbi Uygulama ” kavramının açıklanması gerekmektedir.


Hatalı Tıbbi Uygulama (Malpraktis);


Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde, tıbbi hata tanımlanmaktadır. Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası (malpraktis) olarak anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği, hastaya uygun tedavi uygulanmaması; tıbbi hata olarak tanımlanabilir. Bu noktada hatalı tıbbi uygulama sonucu doğacak sorumluluk ” kusura dayalı genel sorumluluk”tur. Hekimin hukuksal sorumluluğu bakımından ölçü; tecrübeli bir uzman hekim standardıdır. Hekim, objektif olarak olayların normal gelişimine ve subjektif olarak da kendi kişisel tecrübesine, kişisel yeteneğine, bireysel mesleki bilgisine, eğitiminin nitelik ve derecesine göre, hastanın sağlığında bir zarar gelmesini önceden görebilecek durumda olmalıdır. Bu halde karşımıza özen yükümlülüğü çıkmaktadır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır; birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır. İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasıdır. Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanında (personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması, hekimlerin birbiriyle işbirliği (Konsültasyon)dir. Bu üç alandaki kusuru, sırasıyla uygulama kusuru(tedavide hata), aydınlatma kusuru ve organizasyon kusuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu üç kusura “Tıbbi Uygulama Hatası” (Malpraktis) adı verilmektedir.


Bu noktada tıbbi standart kavramına da açıklık getirilmesi gereklidir. Tıbbi standart kavramı ile, tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Tıbbi standart ihlali değişik şekillerde gerçekleşebilir; teşhis, tedavi (endikasyonda eksiklik, yanlış tedavi yönteminin seçimi) ve müdahale sonrası bakım yönetimi bunlardan bazılarıdır.


Davaya konu olayla ilgili olarak, İdare Mahkemesi’ne sunulan Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu’nun 28.8.2013 gün ve 6654 karar no’lu Raporunda;” davacının hastalık ve tedavisine ait gelişim süreci anlatıldıktan sonra özetle; ” Hastaya konulan sağ göz katarakt cerrahisi endikasyonu ve uygulanan fakoemülsifikasyon + IOL implantasyonu ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyattan önce yapılan keratometrik ve biometrik ölçümlerle hastayı emetrop (gözlük kullanmayan) hale getirmek amaçlandığı halde, yapılan ölçümlerin kesin olmadığı, hata payı bulunduğu, hastanın diabetik olduğu, ileri derecedeki katarakt nedeniyle göz dibinin seçilemediği, var olan bir makula ödeminin ölçümü etkileyebileceği, ölçüm farklılığının bu durumdan etkilenebileceği cihetle, ameliyatı yapan ve sonrasında gerekli fotokoagülasyon işlemlerini uygulayan ilgili hekime atfı kabil kusur bulunmadığı …” şeklinde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.………………….


Dava dilekçesi incelendiğinde, yapılan ikinci ameliyat sonrası görme duyusunun tekrar kazanıldığı, görme duyusunun yitirildiği zaman dilimi içinde çekilen acı ve ızdırap nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen manevi kaybın tazmininin istenildiği anlaşılmaktadır.


Adli Tıp Kurumu tarafından sunulan raporun sonuç kısmı incelendiğinde; davalı idare bünyesinde sunulan sağlık hizmeti kapsamında lens yerleştirme operasyonu öncesi yapılan ölçümlerin hatalı olduğunun kabul edildiği, bu hatanın ” hastanın diabetik oluşu, ileri derecedeki katarakt nedeniyle göz dibinin seçilememesi ve var olan bir makula ödeminin ölçümü etkileyebileceğinden “ kaynaklanabileceğinin ifade edildiği anlaşılmaktadır.


Davalı idare bünyesinde tutulan hasta kayıtları incelendiğinde, hastanın diabetik olduğuna ilişkin bilgiler bulunmadığı gibi ölçüm sonuçlarını doğrular başkaca testlerin de yapılmadığı anlaşılmaktadır. Hastaya ait Adli Tıp Kurumu nezdinde hazırlanan raporda belirtilen tespitlerin, hastayı ikinci kez ameliyat eden özel sağlık kuruluşunca tespit edildiği yine tutulan hasta dosyasından anlaşılmaktadır.


Bu durumda hastaya ilişkin ameliyat öncesi göz önüne alınması gereken bilgilerin(doğru anamnez) davalı idare bünyesinde sunulan sağlık hizmetinde dikkate alınmayıp, aynı hususların diğer bir sağlık kuruluşunda dikkate alınması ve uygun tedavinin bu veriler ışığında sunulması, davalı idarenin sunduğu sağlık hizmetinin yukarıda açıklaması yapılan ” Tıbbi Standart ” kavramıyla bağdaşmayacağı açıktır.


Durum böyle olunca yukarıda açıklaması yapılan ” Tıbbi Uygulama Hatası ” kavramı dikkate alınarak hastada meydana gelen görme kaybına eksik ya da yanlış bir uygulama ile sebebiyet verildiği anlaşıldığından sunulan sağlık hizmetinin kusurlu yürütülmesi nedeniyle manevi tazminatın niteliği de dikkate alınarak tazminata hükmedilmesi gerekecektir.


Bu bağlamda manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır.……………………………

Manevi tazmin ile amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek değil, hizmet kusuruyla zarar veren idareyi, gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda etkili biçimde uyarmaktır.


Yukarıda belirtildiği üzere eksik inceleme sonucu verildiği anlaşılan davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.”


DEĞERLENDİRMEMİZ :


Eksik Anamnez-Hasta Kaydı Hekimin Tıbbi Kötü Uygulaması, Malpraktis Midir? Sorusuna cevaben Danıştay emsal kararında anemnezin alınması ve kayıtlara doğru geçmesini hekimin özen yükümlülüğünün bir parçası olarak görmektedir. He zaman söylediğimiz üzere hukuk karşısında “yazmadıysanız yapmadınız” demektir.


Anamnezin hasta kayıtlarına eksik işlenmesi malpraktis midir? Şahsi kanaatim zaman gerektiren ayrıntılı hasta kaydı tutulması hekimlerin çalışma şartları gereği fiilen imkânsız ise mutlaka organizasyon sorumluluğundan bahsetmemiz gerekmektedir. Zira hekimlerin mesleklerini dünya standartlarında yerine getirmesi insanca çalışma koşullarının sağlanması ile mümkün olabilir bu şartların sağlanması ise hastanelerin sorumluluğundadır.


ARB.AV. AYŞE ACAR YÜCEL


HANYALOĞLU-ACAR HUKUK BÜROSU





Comentarios


bottom of page