top of page

Kalp ve Damar Cerrahisinde Malpraktis: Komplikasyon, İlliyet ve Organizasyon Sorumluluğu

13 Ağu
4 dakikada okunur

Kalp ve damar cerrahisi dosyaları, tıbbi sorumluluk hukukunun en tartışmalı kavramlarının bir arada göründüğü alandır: yüksek mortaliteli girişimler, ağır temel hastalıklar ve tanımlı komplikasyon oranları. Bu rehber, bu branştaki davalarda sonucu fiilen belirleyen hukuki eksenleri sıralamakta ve savunmanın hangi belgeler üzerine kurulduğunu göstermektedir.

1. Komplikasyon ile malpraktis ayrımı

Bu branşta karşılaşılan olumsuz sonuçların önemli bölümü literatürde tanımlanmış komplikasyonlardır. Komplikasyon nitelendirmesi, uygulamada davaların büyük çoğunluğunda sorumluluğu tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Ancak nitelendirmenin kendisi sonucu belirlemez; belirleyici olan üç ölçüttür: endikasyonun uygunluğu, tekniğin uygunluğu ve komplikasyonun tanınma süresi ile yönetimi. Komplikasyon savunmasının doğru kurgusu, zararın girişimden doğduğunu inkâr etmek değil; gerçekleşen riskin öngörülebilir, tanımlanmış ve aydınlatma kapsamına dâhil bir risk olduğunu ortaya koymaktır. Genel çerçeve için tıbbi komplikasyon ve hekim sorumluluğu başlıklı incelememize bakılabilir.

2. İlliyet bağı ve altta yatan hastalık

Bu branşın ayırt edici hukuki sorunu şudur: hasta zaten ölümcül olabilecek bir hastalıkla ameliyata girmektedir. Uygulamada mahkemeler, kalp fonksiyon kaybının geçirilmiş enfarktüsün sekonder sonucu olduğu, ampütasyonun mevcut periferik arter hastalığından kaynaklandığı ya da ölümün doğumsal defekte bağlı yetmezlikten doğduğu sonucuna vararak illiyet bağını kesebilmektedir. Savunma açısından bu, hastalığın doğal seyrinin ameliyat öncesi belgelerle ortaya konulmasını gerektirir; ameliyat sonrası üretilen açıklamalar bu işlevi görmez.

3. "Sonuç değişmezdi" savunması ve sınırı

Özen eksikliğinin tespiti tek başına tazminat sorumluluğu doğurmaz. Uygulamada, gerekli konsültasyonun yapılmamış olması, tanının geç konulmuş olması veya bir cihazın ameliyat başında hazır bulundurulmamış olması gibi eksiklikler saptandığı hâlde, bu eksikliğin sonucu değiştirmeyeceği ortaya konularak davanın reddedildiği görülmektedir. Aynı ölçüt tersine de işler: zamanında müdahale edilseydi sonucun belirgin biçimde değişeceği gösterildiğinde sorumluluk kurulur. Bu nedenle savunma, dosyanın tümü için değil, ilgili hekimin müdahale anı için kurulmalıdır.

4. Aydınlatılmış onam: formun varlığı değil içeriği

Onam belgesinin dosyada bulunması ile savunmaya katkı sağlaması farklı şeylerdir. Uygulamada belirleyici olan, gerçekleşen riskin belgede açıkça sayılmış olmasıdır. Nadir ama ağır bir nörolojik komplikasyonun onam metninde adıyla yer aldığı dosyalarda savunma güçlü kalmakta; buna karşılık genel ifadelerle düzenlenmiş, boş olarak imzalatılmış veya sorumlu hekim adı ile imzası bulunmayan formlar tek başına kusur unsuru sayılabilmektedir.

İkinci nokta ispat yükünün dağılımıdır: aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığının ispatı hekim ve sağlık kuruluşuna düşer. Tıbbi uygulamanın kusursuz bulunduğu, hatta illiyet bağının kurulamadığı dosyalarda dahi, yazılı onamın hiç alınmamış olması manevi tazminat sorumluluğu doğurabilmektedir. Ayrıntılı değerlendirme aydınlatılmış onam sayfamızda yer almaktadır; kalp cerrahisi bağlamında bir inceleme için kalp ameliyatı sonrası görme kaybı ve bilgilendirmenin sınırı başlıklı yazımıza bakılabilir.

5. Tıbbi kayıt: kaydın yokluğu kimin aleyhinedir

Bu, uygulamada en az bilinen ama en belirleyici eksenlerden biridir. Muayene bulgularının kaydedilmemiş olması hâlinde bilirkişi, o tarihte hastalık bulgularının mevcut olup olmadığı konusunda değerlendirme yapamamaktadır. Bu belirsizliğin riski, uygulamada kaydı tutmakla yükümlü tarafa yüklenmektedir: bir dosyada, maddi tazminat için sıkı illiyet aranıp istem reddedilirken, kayıt tutma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi "özen eksikliği" sayılarak manevi tazminata hükmedilmiştir.

Buradan çıkan pratik sonuç açıktır. Kayıt tutmamak, kusursuzluğu ispat edilemez hâle getirir; ispat edilemeyen kusursuzluk ise fiilen kusur gibi sonuç doğurur.

6. Ameliyat notu ile epikriz arasındaki tutarlılık

Bu branşa özgü bir dava kaynağı, tıbbi kayıttaki terminolojik tutarsızlıktır. Greftin kullanım biçiminin ameliyat notunda bir türlü, epikrizde başka türlü kaydedilmesi; yıllar sonra çekilen bir görüntüleme raporundaki teknik ifadenin hasta tarafından "hata" olarak okunmasına zemin hazırlamaktadır. İncelediğimiz dosyalardan birinde dava, tıbbi bir hatadan değil doğrudan bu tutarsızlıktan doğmuştur. Bilirkişiler kusur bulmamış olsa dahi, kayıt disiplinindeki bu eksiklik yıllar süren bir yargılamaya yol açmıştır.

7. Bilirkişi heyetinin bileşimi

Bu branşta heyetin uzmanlık bileşimine yönelik usuli itiraz, rapor içeriğine yapılacak itirazdan daha etkilidir. Uygulamada, kalp ve damar cerrahisi ile kardiyoloji uzmanı içermeyen bir kurulun raporuna dayanan hüküm kaldırılmış; ayrıca her branştan yalnız birer uzmanın bulunduğu heyetler de yetersiz görülebilmiştir. Ceza soruşturmasında alınan raporla yetinilmesi de bozma sebebi sayılabilmektedir; hukuk hâkimi ceza kararıyla ve oradaki değerlendirmelerle bağlı değildir.

8. Adli tıp raporu ile mahkemenin değerlendirmesi arasındaki mesafe

Adli tıp raporunun "kusur yoktur" sonucu, özellikle idari yargıda mahkemeyi bağlamamaktadır. İncelediğimiz dosyalardan birinde mahkeme, iki ayrı raporun sonuç kısmına itibar etmeyip aynı raporların gövdesindeki tespitlerden — geç fark etme, en erken safhada yapılmayan araştırma, arşivleme eksikliği, boş imzalatılmış onam formu — hizmet kusuru kurmuştur. Bunun hukuki dayanağı, hizmet kusurunun bireysel hekim kusurundan bağımsız, anonim ve nesnel bir kavram olmasıdır: bir hekime kişisel kusur atfedilememesi, kurumun sorumlu olmadığı anlamına gelmez.

Savunma açısından sonuç şudur: lehe bir adli tıp raporu dosyayı kapatmaz. Raporun gövdesindeki her eksiklik tespiti, sonuç kısmı lehe olsa dahi ayrıca karşılanmalıdır.

9. Adli yargı ile idari yargı arasındaki fark

Aynı tıbbi olay, hizmeti sunan kuruluşun statüsüne göre iki ayrı yargı koluna gitmektedir. Özel sağlık kuruluşlarında sunulan hizmetten doğan istemler tüketici yargısında görülmekte; aranan, hekimin kişisel kusuru ve vekâlet ilişkisindeki özen borcunun ihlalidir. Kamu kuruluşlarında ise idari yargıda tam yargı davası açılmakta; aranan, anonim ve nesnel nitelikteki hizmet kusurudur. Bu fark uygulamada somut sonuç doğurur: aynı içerikteki bilirkişi raporu, adli yargıda davanın reddine, idari yargıda ise sorumluluğun kurulmasına dayanak olabilmektedir.

Bir tedavi zincirinin hem kamu hem özel kuruluşta sürdüğü hâllerde zarar iki yargı koluna bölünmekte, bu da dava stratejisinin temel sorununu oluşturmaktadır.

10. Süre ve zarar hesabı

Gerçekçi olmak gerekir: incelediğimiz dosyalarda yargılama süreleri iki yıl ile on bir yıl arasında değişmektedir; kesinleşmeye ulaşanların çoğu yedi yılı aşmıştır. Bozma sonrası yeniden yargılamalar bu süreyi ikiye katlayabilmektedir.

Zarar hesabında, küçüklerde iş gücü kaybının olay tarihinden değil on sekiz yaşın doldurulduğu tarihten başlatılması, aktif ve pasif dönemin ayrı hesaplanması ve idari eylemden doğan zararda faizin idareye başvuru tarihinden işletilmesi gibi ilkeler uygulanmaktadır. Sürekli bakım gerektiren olgularda bakıcı giderinin geleceğe yönelik olarak, her yıl peşin ödenmek üzere hükme bağlandığı örnekler bulunmaktadır.

Savunmanın dayandığı belgeler

Bu dosyalarda savunmanın gücü, olay sırasında tutulmuş belgelere dayanır: ameliyat öncesi görüntüleme, risk skorlaması ve konsültasyon kayıtları; endikasyon gerekçesini gösteren değerlendirme notu; ekip bileşimini ve ameliyat öncesi planlamayı gösteren kayıtlar; gerçekleşen riski adıyla içeren onam belgesi; komplikasyonun tanınma anını ve uygulanan girişimi saat düzeyinde gösteren kayıtlar; ameliyat notu ile epikrizin birbiriyle tutarlı hâli; kontrol çağrıları ve hastanın takipten çıktığına ilişkin kayıtlar.

Konuya ilişkin uygulama alanımıza Kalp ve Damar Cerrahisinde Malpraktis Savunması sayfamızdan ulaşabilir; dosyanız için ön değerlendirme talep edebilirsiniz.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Anılan kararlar somut dosyaların koşulları içinde verilmiştir; her dosya kendi tıbbi ve hukuki koşulları içinde değerlendirilmelidir.

 
 
bottom of page