Hekim Poliçesi Nedeniyle Sigorta Şirketine Karşı Doğrudan Dava Hakkı
Güncelleme tarihi: 1 saat önce

Güncelleme 03.11.2026
Tıbbi uygulama nedeniyle zarara uğradığını ileri süren hasta veya diğer hak sahipleri, hekimin mesleki sorumluluk sigortasını düzenleyen sigorta şirketine doğrudan dava açabilir. Bunun için hekimin veya sağlık kurumunun ayrıca davalı olarak gösterilmesi zorunlu değildir.
Bu hakkın kanuni dayanağı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1478. maddesidir. Anılan hüküm, zarar görene, sigorta sözleşmesi için geçerli zamanaşımı süresi içinde ve sigorta bedeliyle sınırlı olmak üzere doğrudan sigortacıdan tazminat talep etme hakkı tanımaktadır.
Aynı hak, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.5 maddesinde de düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, sigorta şirketine doğrudan dava açılabilmesi, hekimin tıbbi uygulamasında kusur bulunduğu veya sigortacının tazminat ödemekle yükümlü olduğu anlamına gelmez. Sigortacının sorumluluğu, somut olayda tazminat sorumluluğunun koşullarının gerçekleşmesine ve zararın poliçe teminatı kapsamında bulunmasına bağlıdır.
Doğrudan dava hakkı, zarar görenin tazminata ulaşmasını kolaylaştıran kanuni bir düzenlemedir. Ancak hekim mesleki sorumluluk sigortasının konusu ve tıbbi uygulamaların özellikleri dikkate alındığında, bu hakkın kullanılmasının hekim bakımından doğurabileceği sakıncalar da göz ardı edilmemelidir. Özellikle hekimin davadan haberdar edilmeden, tıbbi uygulamasına ilişkin açıklamaları alınmadan ve savunmaya katılma imkânı sağlanmadan yargılamanın yürütülmesi önemli hukuki sorunlara yol açabilir.
Trafik Poliçesi Gibi Değerlendirme Yapılamaz
Zorunlu trafik sigortasında olduğu gibi, hekim mesleki sorumluluk sigortasında da zarar gören doğrudan sigortacıya başvurabilir. Ancak bu ortak hukuki düzenleme, tazminat taleplerinin aynı yöntemle değerlendirilebileceği anlamına gelmez.
Trafik kazalarında da kusur ve illiyet bağının belirlenmesi teknik inceleme gerektirebilir. Tıbbi uygulamalarda ise hastanın klinik durumu, tanı ve tedavi süreci, uygulamanın tıp kurallarına uygunluğu, komplikasyon ihtimali ve zarar ile müdahale arasındaki illiyet bağı, ilgili tıp branşının özellikleri gözetilerek incelenmelidir.
Bu nedenle tıbbi müdahale sonrasında zarar meydana gelmesi, tek başına hekim kusurunu veya sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğünü ortaya koymaz. Hasta kayıtlarıyla birlikte hekimin uygulamaya ilişkin açıklamalarının değerlendirilmesi, olayın sağlıklı biçimde aydınlatılması açısından önem taşır.
Hekime Bildirilmeden Malpraktis Davası Açılabilmesinin Sakıncaları
Kamu hastanelerinde ve devlet üniversitelerinde görev yapan hekimlerin tıbbi uygulamalarından kaynaklanan tazminat talepleri bakımından idarenin sorumluluğu özel bir hukuki düzenlemeye tabidir. Anayasa'nın 40/3, 125 ve 129/5. maddeleri uyarınca, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kanunda öngörülen koşullarla ilgili idare aleyhine açılır. Kamu sağlık hizmetinden kaynaklanan zararlarda idarenin sorumluluğu, idare hukuku ilkeleri çerçevesinde değerlendirilir.
İdare aleyhine açılan tam yargı davalarında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca davanın ihbarı mahkeme tarafından re'sen yapılır. Tıbbi uygulaması uyuşmazlık konusu olan hekimin davadan haberdar edilmesi ve koşulları bulunduğunda davaya ferî müdahil olarak katılabilmesi, olayın aydınlatılması ve hekimin kendi uygulamasına ilişkin açıklamalarını sunabilmesi bakımından önem taşımaktadır.
7406 sayılı Kanun ile 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen ve 7496 sayılı Kanun ile değiştirilen ek 18. madde, kamu sağlık kuruluşlarında ve devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarına yönelik rücu süreçlerini ayrıca düzenlemiştir. İdarece ödenen tazminat nedeniyle ilgili sağlık meslek mensubuna rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarı bakımından Mesleki Sorumluluk Kuruluna görev verilmiş; devlet üniversitelerinde görev yapanlar yönünden nihai karar yetkisi ilgili üniversiteye bırakılmıştır. Ayrıca belirli koşullarda idarenin, ödediği tazminatı sigorta teminatı kapsamında sigorta şirketinden talep etmesi öngörülmüştür.
Buna karşılık, Türk Ticaret Kanunu'nun 1478. maddesi uyarınca zarar görenin doğrudan sigorta şirketine dava açabilmesi de mümkündür. Ancak bu dava hakkının kullanılması, kamu sağlık hizmetinden kaynaklanan zarar nedeniyle ilgili idarenin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İdare aleyhine açılan tam yargı davası ile hekimin mesleki sorumluluk sigortasına dayanılarak sigorta şirketine karşı açılan dava, farklı hukuki esaslara dayanmaktadır.
Buradaki önemli sorun, sigorta şirketine karşı açılan davada hekimin taraf olmaması ve yargılamadan haberdar edilmeyebilmesidir. Oysa uyuşmazlığın temelinde, hekimin gerçekleştirdiği tıbbi müdahalenin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, kusur bulunup bulunmadığı ve meydana gelen zararla illiyet bağı yer almaktadır. Hekimin açıklamaları alınmadan yürütülen bir yargılamada, tıbbi uygulamanın bütün yönleriyle değerlendirilmesi güçleşebilir.
Dolayısıyla doğrudan dava hakkının varlığına ilişkin kanuni düzenleme ile bu hakkın kullanılmasının hekim bakımından doğurabileceği sakıncalar birbirinden ayrılmalıdır. Sigorta şirketine karşı açılan davalarda hekimin zamanında bilgilendirilmesi ve savunmaya katılabilmesine ilişkin güvencelerin yeterli olup olmadığı, üzerinde durulması gereken temel hukuki sorunlardan biridir.
Sigorta Şirketinin Davayı Takip Şeklinden Kaynaklanan Sakıncalar
Hekim mesleki sorumluluk poliçesi nedeniyle kendisine doğrudan dava açılan sigorta şirketinin, tıbbi uygulamaya ilişkin iddiaları değerlendirmesinde önemli güçlükler yaşanabilmektedir. Savunmanın hazırlanabilmesi için hasta dosyasına hukuka uygun biçimde ulaşılması, tıbbi kayıtların eksiksiz incelenmesi ve gerektiğinde ilgili uzmanlık alanından görüş alınması gerekir. Ayrıca tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren hekimin açıklamaları, olayın doğru değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Dava dilekçesine cevap süresi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 127 ve 317. maddeleri uyarınca kural olarak tebliğden itibaren iki haftadır. Kanunda öngörülen koşullarda ek süre talep edilebilmekle birlikte, bu süre içerisinde tıbbi kayıtların temin edilmesi, iddiaların değerlendirilmesi ve savunmaya esas delillerin belirlenmesi her zaman kolay değildir. Özellikle hekimin davadan haberdar edilmemesi, savunmanın tıbbi ve hukuki yönleriyle hazırlanmasını güçleştirebilir.
Sigortalı hekim açısından, tıbbi uygulamasına ilişkin davanın sağlık hukuku alanında yeterli bilgi ve deneyime sahip avukatlar tarafından takip edilmesi önemlidir. Sigorta şirketlerinin de hekim mesleki sorumluluk poliçelerinden kaynaklanan tazminat taleplerini, tıbbi uygulamaların özelliklerini gözeterek değerlendirmesi gerekir. Bu kapsamda hekimin davadan zamanında haberdar edilmesi, açıklamalarının alınması ve gerektiğinde davanın ihbarı ile ferî müdahale imkânlarının değerlendirilmesi, savunmanın eksiksiz yürütülmesine katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak;
Türk Ticaret Kanunu'nun 1478. maddesi ve Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın B.5 maddesi uyarınca, zarar görenin hekimin mesleki sorumluluk sigortasını düzenleyen sigorta şirketine doğrudan dava açması mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi, sigortalı hekimin tıbbi uygulamasının kendisinin bilgisi ve açıklamaları olmaksızın yargılama konusu yapılmasından kaynaklanan sakıncaları ortadan kaldırmamaktadır.
Hekimin davadan haberdar edilmemesi ve tıbbi uygulamasına ilişkin açıklamalarının alınmaması, olayın bütün yönleriyle değerlendirilmesini ve savunmanın sağlıklı biçimde hazırlanmasını güçleştirebilir. Bu nedenle sigorta şirketine karşı açılan davalarda, hekimin zamanında bilgilendirilmesi ve koşulları bulunduğunda yargılamaya katılabilmesi önem taşımaktadır.
Av. Ayşe Gül Hanyaloğlu

