Göz Hastalıklarında Malpraktis: Komplikasyon Ayrımı, Aydınlatılmış Onam ve Organizasyon Kusuru
- 3 saat önce
- 5 dakikada okunur
Göz hekimliğinde malpraktis iddiaları, tıbbi sorumluluk hukukunun temel ayrımlarının en keskin biçimde görüldüğü alanlardan biridir. Girişimlerin çoğu kısa süreli ve teknik olarak standartlaşmıştır; buna karşılık olumsuz sonuç genellikle kalıcı görme kaybıdır. Bu rehber, göz dosyalarında sonucu fiilen belirleyen hukuki eksenleri sıralamakta ve savunmanın hangi belgeler üzerine kurulduğunu göstermektedir.
1. Komplikasyon ile malpraktis ayrımı
Göz cerrahisinde karşılaşılan olumsuz sonuçların önemli bölümü, literatürde tanımlanmış ve belirli bir sıklıkla görülen komplikasyonlardır: endoftalmi, kapsül veya kortikal materyal kalıntısı, iridodiyaliz, işlem sırasında refleks kaynaklı kardiyak yanıt. Bu tabloların gerçekleşmiş olması tek başına kusur göstergesi değildir.
Uygulamada belirleyici olan üç ölçüt vardır: endikasyonun uygunluğu, tekniğin uygunluğu ve komplikasyonun tanınma süresi ile yönetimi. Komplikasyon savunmasının doğru kurgusu, zararın işlemden doğduğunu inkâr etmek değil; gerçekleşen riskin öngörülebilir, tanımlanmış ve aydınlatma kapsamına dâhil bir risk olduğunu ortaya koymaktır. Konunun genel çerçevesi için tıbbi komplikasyon ve hekim sorumluluğu başlıklı incelememize bakılabilir.
2. Aydınlatılmış onam: formun varlığı değil içeriği
Onam belgesinin dosyada bulunması ile savunmaya katkı sağlaması farklı şeylerdir. Belirleyici olan, gerçekleşen riskin belgede yer alıp almadığıdır. Genel ifadelerle düzenlenmiş standart metinler, gerçekleşen özgül riski karşılamadığında koruyuculuğunu yitirir.
İkinci kritik unsur takip yükümlülüğüdür. Tamponad maddesinin belirli bir süre içinde alınması, kontrol muayenelerinin sürdürülmesi ve doz şemasının tamamlanması gibi hastaya düşen edimlerin onam belgesinde ve taburculuk belgelerinde açıkça yazılı olması, sonradan ortaya çıkan zararla girişim arasındaki bağın tartışılmasında belirleyicidir. Uygulamada, onam belgesinde tamponadın ikinci bir girişimle alınacağı yazılı olan ve buna rağmen kontrole gelmeyen hasta bakımından illiyet bağının kesildiği kabul edilmiştir.
Üçüncüsü ispat yükünün dağılımıdır. Aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığının ispatı hekim ve sağlık kuruluşuna düşer. Yazılı onamın hiç bulunmadığı dosyalarda bu eksiklik, tıbbi kusur saptanmasa ve hatta illiyet bağı bulunmadığı belirlense dahi tek başına manevi tazminat sorumluluğu doğurabilmektedir. Ayrıntılı değerlendirme aydınlatılmış onam sayfamızda yer almaktadır.
3. Endikasyon ve yöntem seçimi kusuru
Refraktif cerrahi, endikasyon kusurunun en belirgin biçimde ortaya çıktığı alandır. Kornea kalınlığı ve refraksiyon derecesi yöntemin kabul edilmiş güvenlik sınırlarının dışındaysa, ortaya çıkan sonuç komplikasyon savunmasıyla karşılanamaz; çünkü tartışma girişimin nasıl yapıldığına değil, yapılıp yapılmaması gerektiğine ilişkindir. Bu dosyaların pratik sonucu şudur: kalıcı işgücü kaybı saptanmasa ve maddi tazminat istemi reddedilse dahi, endikasyon kusuru manevi tazminat sorumluluğunu ayakta tutabilir.
Buna karşılık endikasyon ve yöntem seçiminin uygun bulunduğu dosyalarda savunma güçlüdür. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, refraktif amaçlı lens cerrahisi sonrası pupil desantralizasyonu gelişen bir dosyada; adli tıp ihtisas kurulu raporu ile üniversite öğretim üyelerinden oluşan kurul raporunun birbirini teyit etmesi, raporların denetime elverişli olması ve yazılı aydınlatılmış onam formunun bulunması karşısında davanın reddine ilişkin kararı onamıştır (E. 2025/3530, K. 2026/2169, 14.04.2026).
4. Sterilizasyon, ortak kullanım ve organizasyon kusuru
Enfeksiyon iddialarında ağırlık merkezi, hekimin cerrahi tekniğinden girişimin yapıldığı ortama kaymıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, katarakt cerrahisi sonrası endoftalmi gelişen bir dosyada, davalı sağlık kuruluşunun mahkemeye sunduğu kendi yazısında gün başında hazırlanan tek enjektörün yalnızca ucu değiştirilerek tüm hastalarda kullanıldığının ve açılan solüsyonların hastalar arasında ortak kullanıldığının belirtildiğini; buna karşılık bu hususun enfeksiyona yol açıp açmadığının hiçbir bilirkişi raporunda değerlendirilmediğini tespit ederek kararı bozmuştur. Bozmaya uyularak verilen kısmen kabul kararı 18.02.2026 tarihinde onanmıştır (E. 2025/4343, K. 2026/829).
Bu karar zincirinden üç sonuç çıkar. Birincisi, bilirkişi raporlarının birbiriyle uyumlu olması, dosyadaki somut bir olgunun hiç tartışılmamış olmasını kapatmaz; uyum eksik incelemeyi gidermez. İkincisi, enfeksiyon iddiası içeren göz cerrahisi dosyalarında bilirkişi heyeti yalnız göz hastalıkları uzmanlarından değil, enfeksiyon hastalıkları uzmanlarını da içerecek biçimde oluşturulmalıdır. Üçüncüsü ve savunma açısından en önemlisi, savunma yazılarının rutin klinik pratiği "olağan" diye anlatırken güncel sterilizasyon standartları karşısında aleyhe delile dönüşebilmesidir.
5. Hekimin kurumsal denetim yükümlülüğü
Aynı dosyada, zararın kaynağının hekimin cerrahi tekniği değil ameliyathane malzemelerinin sterilizasyonu olduğu, yani kurumun organizasyon hatası bulunduğu açıkça saptanmıştır. Buna rağmen hekim de sorumlu tutulmuştur: ameliyathane koşullarını denetlemek, enfeksiyon riskini ortadan kaldıracak önlemleri almak ve kurumu zamanında uyarmak hekimin kendi yükümlülüğü sayılmıştır. "Organizasyonu kurumun sağlaması gerekir; hekimin kurumu uyarma görev ve sorumluluğu yoktur" biçimindeki savunma temyizde açıkça ileri sürülmüş ve reddedilmiştir.
Bu kabul, hekimin çalıştığı kurumun altyapısından bağımsız bir denetim yükümlülüğü öngörmesi bakımından önemlidir ve mesleki sorumluluk sigortası uygulaması ile kurum-hekim arasındaki rücu ilişkisini doğrudan etkiler.
6. İlliyet bağı ve hastanın kendi davranışı
Özen eksikliğinin tespiti tek başına tazminat sorumluluğu doğurmaz; eksiklik ile zarar arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Uygulamada, girişim öncesi bir konsültasyonun yapılmamış olması gibi eksiklikler saptandığı hâlde, ortaya çıkan zararın bu eksiklikten kaynaklanmadığı sonucuna varılarak davanın reddedildiği görülmektedir.
Toplu olumsuz olaylarda illiyet bağı ayrıca önem kazanır. Aynı klinikte aynı gün işlem gören çok sayıda hastada enfeksiyon gelişmesi, o gün işlem görenler bakımından hizmet kusurunun kurulmasında belirleyici olurken; işlem tarihi olay tarihinden ayrışan hastalar bakımından illiyet bağı kurulamamaktadır. Bu ayrım, son işlem tarihi, son muayene tarihi, olay tarihi ve ara başvuru boşluklarının karşılaştırmalı olarak ortaya konulmasıyla yapılır.
Aynı eksende değerlendirilen bir diğer başlık hastanın kendi davranışıdır. Kontrol muayenelerine gelmemek, önerilen ikinci girişimi geciktirmek veya doz şemasını tamamlamamak, koşullarına göre nedensellik bağını zayıflatabilir ya da tümüyle kesebilir. Bu savunmanın kurulabilmesi, kontrol çağrılarının ve hastanın gelmediğinin belgelenmiş olmasına bağlıdır.
7. Bilirkişi: heyet bileşimi ve rapor çelişkisi
Göz dosyalarında birden çok bilirkişi raporunun alınması ve bu raporların çelişmesi olağandır. Danıştay Onuncu Dairesi, tıbbi ihmal iddiasıyla açılan tam yargı davalarında bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak her türlü şüpheden uzak ve nesnel bir sonuca varması gerektiğini; somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen ve yalnızca varsayıma dayalı görüş bildiren raporların hükme esas alınması hâlinde kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvencenin sağlanmamış olacağını belirterek kararı bozmuştur (E. 2019/11714, K. 2023/3089, 01.06.2023). Aynı kararda, tedavi sürecinin bir bütün hâlinde değerlendirildiği bir raporun, göz hastalıkları alanındaki öğretim üyelerinden oluşturulacak heyetten alınması gerektiği belirtilmiştir.
Savunma açısından pratik sonuç şudur: bilirkişi heyetinin uzmanlık bileşimine yönelik talep, rapor içeriğine sonradan yapılacak itirazdan daha etkili bir usul stratejisidir. Diyabetik retinopati dosyalarında heyete iç hastalıkları ve endokrinoloji uzmanının, enfeksiyon dosyalarında enfeksiyon hastalıkları uzmanının alınması, hem raporun ikna gücünü hem de illiyet değerlendirmesinin sağlamlığını artırmaktadır.
Bir diğer nokta, ceza soruşturmasında alınan adli tıp raporunun hukuk yargılamasında delil olarak kullanılabilmesidir. Ceza dosyasındaki rapor lehe ise, hukuk davasında ikinci bir bağımsız görüş olarak dosyaya girmekte ve "tek rapora dayanıldığı" eleştirisini baştan karşılamaktadır.
8. Kayıt eksikliğinin ispat üzerindeki etkisi
Tıbbi kaydın bulunmaması, otomatik olarak sağlık kuruluşu aleyhine yorumlanmaz. Danıştay, geri ödeme sistemi kayıtlarında görüntüleme tetkikinin görünmemesinden hareketle "hiçbir görüntüleme istenmediği" sonucuna varan raporu yetersiz bulmuştur; zira kuruluş, ilgili dönemde cihazın dijital olmaması nedeniyle grafilerin hastaya teslim edildiğini ve radyoloji kayıt defterinde çekimin kayıtlı olduğunu ortaya koymuştur. Buradan çıkan pratik sonuç, görüntüleme çıktısının hastaya teslimi hâlinde bunun dosyaya tutanakla işlenmesidir.
9. Hangi yargı kolu, hangi davalı, hangi süre
Özel sağlık kuruluşlarında veya muayenehanede sunulan hizmetten doğan istemler tüketici yargısında görülmekte; hekimin kişisel sorumluluğu ile kuruluşun adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluğu birlikte tartışılmaktadır. Elektif ve refraktif nitelikli girişimlerde dahi sorumluluğun vekâlet ve özen ölçütüyle değerlendirildiği, eser sözleşmesi tartışmasına girilmediği kararlar bulunmaktadır. Kamu sağlık kuruluşlarında sunulan hizmetten doğan istemler ise idari yargıda tam yargı davasıyla ileri sürülür; hekim kişisel olarak hasım gösterilmez, ancak davalı yanında müdahil olarak yer alabilir ve fiilen kendi savunmasını yapar.
Özel sağlık kuruluşlarına yönelik istemlerde dava şartı arabuluculuk aşaması gündeme gelir. Süre bakımından gerçekçi olmak gerekir: incelediğimiz dosyalarda kesinleşmeye ulaşan süreçler yaklaşık yedi yıl sürmüştür; tek başına temyiz aşamasının dört yıl aldığı dosyalar bulunmaktadır.
10. Zarar hesabında pasif dönem ve efor kaybı
Kusurun sabit görüldüğü dosyalarda tartışma zarar hesabına kayar. Danıştay Onuncu Dairesi, maluliyet oranı belirli bir eşiğin altında kalsa dahi kişinin emeklilik yaşından sonra günlük yaşamını maluliyet oranında daha fazla efor sarf ederek sürdüreceği gerekçesiyle pasif dönem zararının hesaplanması gerektiğini belirtmiştir. Aynı kararda aktif dönemde gelir kaybı ile çalışma gücü kaybının ayrı ayrı hesaplanması ve idari eylemden doğan zararda faizin idareye başvuru tarihinden işletilmesi gerektiği ortaya konmuştur.
Buna karşılık kusur sabit olsa dahi zararın kalem kalem belgelenmesi zorunludur: faturası bulunmayan veya sosyal güvenlik kurumunca karşılanmış tedavi ve ilaç giderleri ile bilirkişice sürekli bakım gereksinimi saptanmayan hâllerde bakım gideri reddedilmektedir.
Savunmanın dayandığı belgeler
Göz dosyalarında savunmanın gücü, olaydan sonra üretilen açıklamalara değil, olay sırasında tutulmuş belgelere dayanır: girişim öncesi ölçüm, görüntüleme ve muayene kayıtları; endikasyon gerekçesini gösteren değerlendirme notu; gerçekleşen riski ve takip yükümlülüğünü içeren onam belgesi; komplikasyonun tanınma anını ve uygulanan girişimi saat düzeyinde gösteren kayıtlar; kontrol çağrıları ile hastanın kontrole gelmediğine ilişkin kayıtlar; sterilizasyon, malzeme kullanım ve ameliyathane kayıtları; enfeksiyon kontrol komitesi belgeleri ve kültür sonuçları.
Konuya ilişkin uygulama alanımıza Göz Hastalıkları ve Göz Cerrahisinde Malpraktis Savunması sayfamızdan ulaşabilir; dosyanız için ön değerlendirme talep edebilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Anılan kararlar somut dosyaların koşulları içinde verilmiştir; her dosya kendi tıbbi ve hukuki koşulları içinde değerlendirilmelidir.



