top of page

Ortopedide Komplikasyon Yönetimi ve Hekim Sorumluluğu

  • 1 gün önce
  • 9 dakikada okunur

Ortopedi ve travmatoloji, kötü sonucun sık, hukuki sorumluluğun ise seyrek görüldüğü bir alandır. Kırığın kaynamaması, implantın yetmezliği, vidanın kırılması, sinir lezyonu, enfeksiyon: bunların hepsi hasta bakımından ağır sonuçlardır, ancak yargı bu tabloları düzenli olarak komplikasyon saymaktadır. Ortopedi hekimine yöneltilen malpraktis iddiasının nerede karşılandığını anlamak için, kötü sonucun sıklığı ile sorumluluğun sıklığının neden örtüşmediğine bakmak gerekir.

Bu yazı, üst yargı kararı bulunan elli ortopedi dosyasının okunmasına dayanmaktadır. Zincirlerin bir bölümü kesinleşmiş, önemli bir bölümü hâlen derdesttir; aşağıda her dosyanın hangi aşamada olduğu ayrıca belirtilmiştir. Elli dosya bir oran vermez, bir yön verir. Verdiği yön şudur: ortopedide malpraktis davası ameliyat masasında kaybedilmemektedir. Masanın öncesinde, aydınlatma aşamasında; ya da sonrasında, takip, sevk ve kayıt aşamasında kaybedilmektedir. Benzer bir okuma için Kadın Doğumda Malpraktis Rehberimize bakılabilir.

Okunan elli dosyanın yirmi dokuzu idari yargıda, yirmi biri adli yargıda görülmüştür. Bu dağılım ortopediyi estetik cerrahiden ayıran ilk yapısal özelliktir: estetik uyuşmazlıkları ağırlıklı olarak tüketici ekseninde yürürken, ortopedinin ağırlık merkezi kamu sağlık kuruluşu ve tam yargı davasıdır. Sorumluluğun kişiselleştirilip kişiselleştirilmeyeceği, ispat yükünün nasıl dağıldığı ve onamın hukuki sonucu iki kolda aynı biçimde kurulmamaktadır. Bu farkın kendisi ayrı bir incelemenin konusudur; burada yalnızca aşağıdaki örneklerin hangi kolda geçtiğine dikkat edilmesi gerektiğini belirtmekle yetiniyoruz.

Masada olanın adı komplikasyon

İncelenen dosyalarda ameliyat anında gerçekleşen olaylar sistematik biçimde komplikasyon sayılıp kusur değerlendirmesinin dışında bırakılmıştır. Kırılan bisturi ucu, ameliyat içi femur ve pelvis kırığı, ulnar sinir hasarı, siyatik sinir lezyonu, femoral arter trombüsü, implant yetmezliği, vida kırılması, çıkarılırken kopan çivi parçası, postoperatif hematom, refraktür. Masada olan bitene komplikasyon etiketi neredeyse istisnasız yapışmıştır.

Bu nitelendirmenin kullanıldığı formül tekrar eden bir kalıptır. Bir bölge adliye mahkemesi dairesinin incelediği ayak bileği zincirinde, tek bir olay birbirini izleyen halkalara bölünmüş ve her halka için ayrı ayrı değerlendirme yapılmıştır: mozaikplasti ameliyatının endikasyonu ve tekniği uygun bulunmuş; fizik tedavi sırasında vidaların kırılması “her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon” sayılmış; kırılan vidanın çıkarılması, ardından iki ayrı fiksasyon ameliyatı ve son olarak enfeksiyonun antibiyotik tedavisi, üç ayrı halka hâlinde “komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun” bulunmuştur. Zincirin hiçbir halkasında kusur atfedilmemiştir. Karar temyiz incelemesine açıktır.

Aynı yapı temyiz derecesinde de görülmektedir. Bir kol kırığı ameliyatı sonrasında gelişen radial sinir hasarına ilişkin dosyada Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi kararlarını şu gerekçeyle onamıştır:

“Yapılan ameliyat endikasyonunun ve uygulama şeklinin tıbben doğru olduğu, davacıda gelişen radial sinir hasarının komplikasyon olarak nitelendirildiği, oluşan komplikasyonların yönetiminin tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, dolayısıyla davalı sağlık kuruluşu ve davalı hekime atfı-kabil kusur tespit edilmediği” (Yargıtay 3. HD, E. 2025/3882, K. 2026/396, 02.02.2026).

Bu cümledeki iki halkanın ayrı ayrı kurulmuş olması tesadüf değildir. Davacı vekili temyiz dilekçesinde tam olarak şunu ileri sürmüştü: gelişen durum komplikasyon kabul edilse bile komplikasyon yönetimi doğru yapılmamıştır. Daire, iki halkayı ayrı ayrı karşılamıştır.

Bir noktanın ayrıca kaydedilmesi gerekir. “Her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen” ölçütü, tam metni okunan kararlarda mahkemenin kendi kurduğu hukuki bir tanım değildir; Adli Tıp Kurumu mütalaasının ifadesidir ve mahkemelerce olduğu gibi benimsenmiştir. Okunan beş kararın hiçbirinde komplikasyon kavramının hukuki bir tanımı yapılmamış, yalnızca bu ölçüt tekrarlanmıştır. Savunma tarafı bakımından bu, ölçütün bilirkişi metninde kurulduğu anlamına gelir: komplikasyon tartışması hukuki argümanla değil, rapor aşamasında kazanılmaktadır.

Komplikasyon ekseninin her dosyada kurulmadığını gösteren bir karar da vardır. Diz artroskopisi sonrası yabancı cisim iddiasına ilişkin bir dosyada bölge adliye mahkemesi dairesi, açıkça komplikasyon bulunduğuna yönelik bir iddia ve bilirkişi tespiti bulunmadığını belirtmiş; sonucu komplikasyon üzerine değil, iki ameliyatın birbirinden bağımsız olması, yani illiyet üzerine kurmuştur. İddianın nasıl ileri sürüldüğü, hangi denetim şemasının işleyeceğini belirlemektedir.

Buradan komplikasyon nitelendirmesinin savunma bakımından kesin bir kapı olduğu sonucu çıkarılamaz. İncelenen dosyalarda tek net karşı örnek vardır ve dürüstçe anılması gerekir: bir zincirde Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu repozisyon ve kırık tespitini yetersiz bulmuş, kusur doğrudan ameliyat tekniğine bağlanmış, dava kabul edilmiş ve karar kesinleşmiştir. Masada kaybedilen dava nadirdir, ama yok değildir.

Bu iki karar arasındaki fark, savunmanın nerede kurulduğunu göstermesi bakımından önemlidir. İlkinde komplikasyon zinciri boyunca atılan her adım bilirkişi mütalaasında ayrı ayrı gerekçelendirilmiş, mahkeme bu gerekçeleri denetleyip benimsemiştir. İkincisinde ise temyiz aşamasına gelindiğinde tartışma artık komplikasyonun varlığı üzerinde değil, yalnızca yönetimin uygunluğu üzerindedir. Yönetim halkası, ilk derecede kurulmadığı takdirde üst derecede kurulamamaktadır.

İkinci soru: komplikasyon nasıl yönetildi

Komplikasyon nitelendirmesi bir kapı değil, ikinci bir sorunun eşiğidir. İncelenen dosyalarda bilirkişi kurulları ve mahkemeler iki aşamalı bir denetim kurmaktadır: önce olay komplikasyon mudur, sonra o komplikasyonun yönetimi tıp kurallarına uygun mudur. İkinci sorunun bağımsız bir sorumluluk kaynağı olduğunu en açık söyleyen ifade bir bölge idare mahkemesi kararındandır:

“Komplikasyon sonrası yönetim süreci de hizmet kusurunun varlığını tespit etme adına önem arz etmektedir.”

Aynı formül tersinden de uygulanmaktadır. Bir başka zincirde bilirkişi kurulu, hastanın tedavisine başka bir merkezde devam etmesi nedeniyle “hekimin komplikasyon yönetiminden çıktığı” saptamasını yapmış ve sorumluluk bu noktada kesilmiştir. Yönetim ekseninin savunma bakımından iki yönlü çalıştığını gösteren en tipik örnek budur: yönetim kusurlu ise sorumluluk doğurur, yönetim imkânı ortadan kalkmışsa sorumluluğu keser.

Tezin ikinci ayağı burada kurulmaktadır. Kusurun saptandığı ve gerekçesi okunabilen zincirlerde girişimin kendisi tıbben uygun bulunmuş, sorumluluk ameliyattan sonraki tek bir karara bağlanmıştır. Bir dosyada fiksatörün erken çıkarılması; bir başkasında median sinir lezyonunun uzun süre fark edilmemesi; bir diğerinde doppler bulgusuna rağmen ileri görüntüleme ve kalp damar cerrahisi konsültasyonunun günlerce gecikmesi; bir başkasında konservatif izlemin zamanında cerrahiye çevrilmemesi; diyabetik bir hastada alçıya kapak açılmaması; postoperatif kanamanın geç fark edilmesi. Bu dosyaların bir bölümü derdesttir, bir bölümünde kanun yolu tüketilmemiştir.

İki tanesi ayrıca öğreticidir. Fiksatör dosyasında mahkeme, Adli Tıp Kurumu'nun hastane hatası bulunmadığı yönündeki tespitine iştirak etmemiş ve kendi değerlendirmesiyle sonuca gitmiştir; bu, bilirkişi mütalaasının hâkimi bağlamadığının somut örneğidir. Konservatif izlem dosyasında ise Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu, kusuru “uygun tedavi protokolünü takip etmemesi ve tedavide gecikmeye neden olması” ifadesiyle kurmuştur; ifadenin merkezinde bir teknik hata değil, bir zamanlama kararı vardır.

Ters yöndeki örnek de kayda geçirilmelidir. Bir dosyada üst merci, uzman sevki yapılmadığı yolundaki kusur gerekçesini reddetmiş, ancak sonucu başka bir gerekçeyle korumuştur. Takip ekseni otomatik olarak kaybettirmemektedir; kaybettiren, takip kararının dosyada gerekçesiyle görünmemesidir.

Bu ayrımın pratik sonucu şudur: “komplikasyondur” cümlesi savunmanın tamamı değil, yarısıdır. Diğer yarısı, komplikasyon ortaya çıktıktan sonra atılan her adımın gerekçesiyle birlikte belgelenmiş olmasıdır. İncelenen dosyalarda bu ikinci yarının belgelendiği zincirlerde savunma ayakta kalmış, belgelenmediği zincirlerde ilk halka lehte olsa dahi sonuç değişmiştir.

Hekimin en güçlü savunması çoğu zaman tıbbi değildir

Takip kusuru iddiasının reddedildiği dosyalar okunduğunda ortak bir örüntü görülmektedir: belirleyici olan çoğu zaman hekimin tıbbi tercihinin doğruluğu değil, hastanın kendi davranışıdır. Kontrole dönmemek, tedaviye başka bir merkezde devam etmek, başvuru şikâyetini farklı bildirmek. Bir zincirde hasta bel ağrısıyla başvurduğu için dizden grafi çekilmemesi mazur görülmüştür.

Yukarıda anılan ayak bileği zincirinde bu savunma en açık biçimiyle kurulmuştur. Bilirkişi mütalaasında, hastanın belirli bir tarihten sonra ilgili hekime hiç başvurmadığı ve tedavisine bir üniversite hastanesinde devam ettiği tespit edilmiş; buradan “ilgili hekimin kırık hattında kaynamama komplikasyonunu yönetme imkânının kalmadığı” sonucuna varılmış ve kusursuzluk bu gerekçelerden biriyle desteklenmiştir.

Kontrole dönmeme başlığı ayrıca dikkat çekicidir. Bir dosyada aynı onam formu iki derecede zıt biçimde okunmuş, ancak sonucu belirleyen unsur formun içeriği değil, hastanın kontrol çağrılarına uymamış olması olmuştur. Bir başkasında hastanın başvuru şikâyeti ile sonradan ileri sürülen zarar arasındaki uyumsuzluk, yapılmayan tetkiki mazur gösteren gerekçe hâline gelmiştir. Her iki dosyada da belirleyici veri hekimin tıbbi tercihi değil, hasta dosyasındaki bir kayıttır.

Bu örüntünün savunma bakımından sonucu şudur: hastanın davranışına dayanan savunma, ancak o davranışın kayıtlı olduğu ölçüde işlemektedir. Kontrol çağrısının yapıldığı, çağrıya uyulmadığı, hastanın hangi tarihte son kez görüldüğü ve hangi merkeze yönlendirildiği; bu dört veri dosyada yoksa savunma sözlü beyan düzeyinde kalır. İncelenen zincirlerde bu verilerin bulunduğu dosyalarda takip kusuru iddiası karşılanmış, bulunmadığı dosyalarda karşılanamamıştır.

Bu savunmanın sınırı da aynı dosyada görünmektedir. Davacı taraf, merkez değiştirmenin bir tercih değil zaruret olduğunu ileri sürmüş; bu itiraz kararın gerekçesinde karşılanmamıştır. Karar temyize açıktır. Savunma tarafı bakımından çıkarılacak sonuç şudur: hastanın takibi terk ettiği an, terk anının koşullarıyla birlikte kayda geçirilmelidir. Terk edildiği anın kaydı yoksa, sonradan kurulacak anlatının dosyada karşılığı olmaz.

Masanın öncesi: onam tek başına tazminat doğurur mu

Ortopedide aydınlatılmış onam, tıbbi kusurdan bağımsız bir sorumluluk temeli olarak ileri sürülmektedir ve incelenen dosyalar bu sorunun tam yelpazesini vermektedir. Konunun genel çerçevesi için Yargıtay kararlarında aydınlatılmış onam ve tıbbi kusur olmadan manevi tazminat incelemelerimize bakılabilir.

Bir uçta, beş ayrı bilirkişi raporunun hiçbirinin tıbbi hata bulmadığı bir dosyada sorumluluğun yalnız onam eksikliğinden doğduğu ve müteselsil sorumluluğa hükmedildiği görülmektedir; bu dosya incelenen zincirlerin en yüksek tazminatını taşımaktadır ve bölge adliye mahkemesi bu yönde hüküm kurmuş olmakla birlikte dosya derdesttir. İdari yargıda aynı sonucu Danıştay 10. Dairesi kurmuştur: hizmet kusuru tespit edilmese dahi yazılı onam bulunmadığı takdirde manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtilerek ret kararı bozulmuştur (Danıştay 10. D., E. 2019/12540, 28.09.2023 tarihli bozma ilamı).

Öbür uçta tam ters yönde bir kurulum vardır. Total kalça protezi sonrası siyatik sinir lezyonuna ilişkin bir dosyada, Yüksek Sağlık Şûrası kararı ile Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu'nun iki raporu kusursuzluk yönünde olduğu için, bölge adliye mahkemesi dairesi onam meselesini şu cümleyle kapatmıştır:

“Ameliyatı yapan dava dışı doktorun kusurlu eylemi bulunmadığından ameliyat öncesi davacı hastadan yazılı onay belgesi alınıp alınmadığının da sonuca etkili olmadığı anlaşıldığından davacılar vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.”

Karar bu tespiti bir Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ilamına atıfla desteklemektedir ve temyiz incelemesine açıktır. Aynı yönde, formda riskin adıyla sayıldığı ve hastanın el yazısıyla şerh düştüğü bir başka dosyada onam savunması ayakta kalmıştır. Bir dosyada ise aynı onam formu iki derecede zıt biçimde okunmuştur.

Yelpazenin ortasında ölçüt tartışmaları durmaktadır. İki dosyada “düşünme süresi”, yani hastaya karar için tanınan sürenin yeterliliği, birbirinden farklı biçimde kurulmuştur; bir başka dosyada ise hastanın tıbbi geçmişi aydınlatmanın kapsamını belirleyen ölçüt olarak kullanılmıştır. Bu, onam denetiminin formun varlığı sorusundan içerik ve süreç sorusuna kaydığını göstermektedir.

Bu yelpazenin savunma bakımından anlamı şudur: onamın hukuki sonucu, formun varlığından değil kurulduğu çerçeveden doğmaktadır. Kusur tespiti varsa onam eksikliği tazminatı ağırlaştırır; kusur tespiti yoksa iki farklı yol açıktır ve hangi yolun izleneceği çoğu zaman yargı koluna göre değişmektedir. Estetik cerrahide aynı eksen ters yönde işlemektedir; karşılaştırma için Estetik Cerrahide Eser Sözleşmesi ve Sonuç Sorumluluğu yazımıza bakılabilir. Orada sonuç taahhüdü nedeniyle kusursuzluk raporu tek başına yetmezken, ortopedide kusursuzluk tespiti onam denetimini devre dışı bırakabilmektedir.

Bir uyarı gereklidir. Tam metni okunan beş karar arasında aydınlatılmış onam eksikliği hiçbirinde bağımsız bir sorumluluk sebebi olarak sonuca etki etmemiştir; üçünde davacının onam itirazı gerekçede hiç karşılanmamış, birinde açıkça etkisiz ilan edilmiştir. Bu, beş karara dayanan sınırlı bir gözlemdir ve genel bir kural olarak sunulamaz; ancak savunma tarafının onam itirazını hafife almasını haklı kılmaz, çünkü karşı kutuptaki kararlar aynı havuzda durmaktadır.

Dördüncü kayıp yeri: dosya

Tez üç ayak üzerine kurulmuştu: masada aklanma, sonrasında sorumluluk, öncesinde onam. İncelenen zincirler dördüncü bir kayıp yeri göstermektedir ve bu yer arşivdir.

Bir idare mahkemesi kararında kusur ne ameliyatta ne takiptedir. Ameliyat notu hiç tutulmadığı için Adli Tıp Kurumu değerlendirme yapamamış, mahkeme kusurun ispatlanamamasını başlı başına hizmet kusuru sayarak tazminata hükmetmiştir. Kararın ifadesi şudur:

“Kayıtların düzenli ve yeterli tutulmaması … başlı başına hizmet kusurunu oluşturmaktadır.”

Aynı yönde bir başka zincirde, üretral kateterizasyonun yetkisiz personel eliyle yapıldığı ve sondanın kaç gün kaldığının hiçbir belgeden okunamadığı gerekçesiyle karar kaldırılmıştır. Yukarıda anılan ayak bileği zincirinde ise ameliyat notları ve görüntüler ibraz edilmediği için ilk bilirkişi raporu düzenlenememiştir. Kayıt eksikliğinin bu üç dosyada ortak sonucu aynıdır: eksiklik hekimin aleyhine yorumlanmıştır. Konunun ayrıntısı için hasta anamnezinin kayda alınamaması ve hasta kayıtları saklama süresi incelemelerimize bakılabilir.

Kayıt ekseni, hizmetin kuruluş ve işleyişinden doğan sorumlulukla iç içe geçmektedir. Bir dosyada etiketsiz bir infüzyon setinin devir zincirinde hiçbir aşamada fark edilmemesi ölümle sonuçlanmış ve kusur hekimde değil organizasyonda aranmıştır. Buna karşılık aynı eksende ret kararları da vardır: hastanede uzman ve teçhizat bulunmadığı iddiası reddedilmiş; yoğun bakımda yer olmadığı için hastanın ortopedi servisinde bekletilmesi ise illiyet bağı kurulamadığı gerekçesiyle sorumluluk doğurmamıştır. İki kararın birlikte okunması, organizasyon kusuru iddiasının kendiliğinden sonuç doğurmadığını, zarar ile örgütlenme eksikliği arasındaki bağın ayrıca kurulması gerektiğini göstermektedir.

Dosyanın ikinci işlevi bilirkişi denetimindedir ve burada dikkat çekici bir eşik farkı görünmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, omuz ağrısı şikâyetiyle başvurulan ve sonradan kemik tümörü teşhisi konulan bir tanı gecikmesi dosyasında, Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu raporunu şu gerekçeyle yeterli görmemiştir:

“Söz konusu raporda yer alan incelemeler davacının itirazlarını karşılar nitelikte olmayıp hüküm kurmaya elverişli değildir.” (Yargıtay 3. HD, E. 2024/3579, K. 2025/2296, 21.04.2025)

Daire, tam teşekküllü bir üniversite hastanesinde görevli uzmanlardan oluşan yeni bir heyetten denetime elverişli rapor alınmasını isteyerek kararı davacı yararına bozmuştur; dosya bu haliyle derdesttir. Buna karşılık ayak bileği zincirinde bölge adliye mahkemesi, davacı vekilinin rapora itiraz dilekçesi sunduğunu tespit ettikten sonra “bu dilekçesinde mahkemeden yeniden bilirkişi raporu alınması talebinde bulunmadığı” gerekçesiyle raporu aynen benimsemiştir.

İki karar arasındaki fark raporun içeriğinde değil, itirazın usuli biçimindedir. Bir üçüncü dosyada ise bölge adliye mahkemesi, heyette radyoloji uzmanı hekim bilirkişi bulunmadığı ve görüntülemede saptanan bir bulgunun raporda hiç değerlendirilmediği gerekçesiyle kararı kaldırmış; yeni heyetten alınan rapor üzerine dava bu kez esastan reddedilmiştir. Aynı dosyada kaldırma gerekçesinin karşılanması, sonucun değişmesini engellememiştir. Savunma tarafı bakımından bu üç karar birlikte okunduğunda çıkan sonuç şudur: bilirkişi raporuna itirazın içeriği kadar hangi usulle ve hangi talebe bağlanarak sunulduğu da belirleyicidir.

Dosya ekseninin son bir yönü ispat yükünün fiilî dağılımıyla ilgilidir. Kusurun varlığını ileri süren taraf hastadır; aydınlatmanın usulünce yapıldığını ispat yükü hekim ve sağlık kuruluşundadır; illiyet bağını kesen olguların ispatı ise bunu ileri süren tarafa aittir. İncelenen dosyalarda bu üç yükün tamamı aynı belge kümesinden, yani hasta dosyasından karşılanmaktadır. Kayıt eksikliği bu nedenle tek bir iddiayı değil, savunmanın üç ayrı ayağını birden zayıflatmaktadır.

Pratik sonuç

Birincisi, komplikasyon savunması tek başına yeterli değildir. İncelenen dosyalarda mahkemeler komplikasyonu tespit etmekle yetinmemiş, yönetimini ayrıca denetlemiştir. Savunmanın komplikasyon nitelendirmesiyle bitmesi, ikinci halkanın boş bırakılması anlamına gelir.

İkincisi, komplikasyon ortaya çıktıktan sonra atılan her adım, gerekçesiyle birlikte kayda geçirilmelidir. Hangi bulgu üzerine hangi kararın alındığı, hangi alternatifin neden tercih edilmediği ve hastanın hangi kontrole çağrıldığı; bu üç veri sonradan üretilemez.

Üçüncüsü, onam formu riski adıyla saymalıdır. İncelenen dosyalarda ayakta kalan onam savunmalarının ortak özelliği, formda gerçekleşen riskin adının geçmesi ve müzakerenin belgelenmiş olmasıdır. Matbu ve genel geçer bir metin, kusur tespiti bulunduğunda savunmayı taşımamaktadır. Bkz. Aydınlatma ve Aydınlatılmış Onam.

Dördüncüsü, hastanın takibi terk ettiği an dosyada görünmelidir. İncelenen zincirlerde bu an kayıtlıysa sorumluluk kesilmiş, kayıtlı değilse savunma bu noktadan zayıflamıştır.

Beşincisi, bilirkişi raporuna itiraz usulünce kurulmalıdır. İtirazın yalnızca beyan olarak sunulması ile yeniden rapor alınmasının açıkça talep edilmesi, incelenen kararlarda farklı sonuçlar doğurmuştur.

Altıncısı, hukuki nitelendirme baştan kurulmalıdır. Girişimin kamu sağlık kuruluşunda mı özel sağlık kuruluşunda mı gerçekleştiği, uyuşmazlığın hangi yargı kolunda görüleceğini ve buna bağlı olarak sorumluluk eşiğini, ispat düzenini ve onamın hukuki sonucunu belirlemektedir. İncelenen dosyalarda bu ayrım her zaman bilinçli biçimde kurulmamış; bilirkişi metinlerinde iki yargı koluna ait kalıpların birbirinin yerine kullanıldığı örnekler görülmüştür. Rapor aşamasında bu kalıp karışıklığına itiraz edilmemesi, sonraki aşamalarda telafisi güç bir eksiklik doğurmaktadır.

Ortopedi ve travmatoloji uzmanlarına yönelik çalışma alanımız için Ortopedi ve Travmatolojide Malpraktis Savunması sayfamıza bakabilir, dosyanız için hekimlere yönelik ön değerlendirme sayfamızı kullanabilirsiniz.

Bu yazı, üst yargı kararı bulunan elli ortopedi dosyasının standart bir yöntemle okunmasına dayanmaktadır. Anılan kararların bir bölümü derdesttir ve metinde bu husus ayrıca belirtilmiştir; derdest dosyalar yerleşik içtihat olarak sunulmamaktadır. Kararlar somut dosyaların koşulları içinde verilmiş olup her olay kendi koşullarında değerlendirilmelidir. Yazı genel bilgilendirme amacı taşır; hukuki danışmanlık yerine geçmez.

bottom of page