Tıbbi Müdahalede Yanık: Kalıcı İz Nedeniyle Manevi Tazminat ve İstinaf Kararı
- 1 Ağu 2025
- 4 dakikada okunur

Bir bebek hastaya uygulanan sistoskopi işlemi sırasında meydana gelen yanık, kalıcı iz bırakmış ve olay mahkeme sürecine taşınmıştır. Tıbbi kayıtların eksik tutulduğu, sıvı sıcaklığının kontrol edilmediği gerekçesiyle kamu hastanesinin hizmet kusuruyla sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Bu yazıda, çocuk hastada yaşanan tıbbi hatanın sağlık hizmeti sunumunda özen borcu ve tıbbi kayıtların önemi bağlamında nasıl bir sorumluluk doğurduğu ele alınmakta; ayrıca komplikasyon ile tıbbi hata ayrımının malpraktis davalarındaki belirleyici rolüne dikkat çekilmektedir.
Dava Konusu Tıbbi Vaka Hakkında Kısa Bilgi
İncelenen olayda, doğumsal üriner sistem anomalisi (üreterosel) tanısı konulan dört aylık bir bebek, bir üniversite hastanesinde sistoskopik girişim amacıyla operasyona alınmıştır. Üreterosel, mesane içine açılan üreterin uç kısmında balonlaşma şeklinde genişleme ile karakterize edilen bir anomalidir. Genellikle çocukluk çağında tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, hidronefroz ve işeme problemleriyle kendini gösterir. Üreteroselin tanı ve tedavisinde temel yaklaşımlardan biri, mesaneye endoskopik yolla girilerek yapılan sistoskopik eksizyon işlemidir. Sistoskopi, steril sıvı ile mesanenin doldurulması ve iç yapının kamera ile gözlenmesini sağlayan minimal invaziv bir işlemdir.
Davadaki İddia
Standart kabul edilen bu işlem sırasında kullanılan sıvının aşırı sıcak olması nedeniyle, hastanın perine ve gluteal bölgelerinde birinci ve ikinci derece yanıklar oluşmuştur. Yanıklar daha sonra, 6x3 cm ölçülerinde ciltten kabarık skar dokusu şeklinde kalıcı iz bırakarak iyileşmiştir.
Müdahalenin ardından küçük hastanın velileri, meydana gelen bu kalıcı cilt hasarının hatalı tıbbi uygulamadan kaynaklandığını ve söz konusu durumun öngörülebilir bir komplikasyon olmadığını ileri sürerek idare aleyhine tam yargı davası açmıştır.
Dava dilekçesinde, kalıcı estetik bozulma ile birlikte ileride yeniden cerrahi müdahale gerekliliğinin doğduğu; olayın hem fiziksel hem de psikolojik sonuçlar doğurduğu, çocuğun yaşam kalitesi ve geleceği üzerinde ciddi etkiler bıraktığı ifade edilmiştir.
Açılan davada, bedensel zararlar nedeniyle maddi tazminat, kalıcı iz ve ruhsal etkilenme nedeniyle ise manevi tazminat talebinde bulunulmuştur.
Yargılama Aşaması
Bilirkişi İncelemesi:
Yargılama sürecinde mahkeme, olayın tıbbi boyutunu aydınlatmak amacıyla dosyayı Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu’na göndermiştir. Kurul, davalı idareye bağlı sağlık kuruluşunda yapılan sistoskopi işlemi sırasında kullanılan sıvının aşırı sıcak olması nedeniyle, hastanın perine ve gluteal bölgelerinde birinci ve ikinci derece yanıklar meydana geldiğini; bu durumun beklenen bir komplikasyon değil, öngörülebilir ve önlenebilir bir tıbbi hata olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca, söz konusu yanık olayının tıbbi kayıtlarda hiçbir şekilde yer almaması, kayıt tutma yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Dosya, kalıcı hasar bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla ayrıca Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’na gönderilmiştir. Bu kurul tarafından yapılan değerlendirmede, yanıklara bağlı kalıcı skar dokusu oluştuğu; ancak bu durumun maluliyet oranı doğuracak düzeyde olmadığı belirtilmiştir.
Her iki rapor birlikte değerlendirildiğinde, tıbbi müdahalenin mesleki standartlara aykırı olduğu yönünde güçlü bir kanaat oluştuğu; buna karşın, maddi tazminat yönünden sürekli sakatlık koşullarının oluşmadığı vurgulanmıştır.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
Konya 1. İdare Mahkemesi, yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporlarını esas alarak şu değerlendirmelere ulaşmıştır:
Tıbbi müdahale sırasında meydana gelen yanıkların, mesleki özenle kolaylıkla önlenebilir nitelikte olduğu ve sistoskopi gibi bir işlemde bu tür bir komplikasyonun beklenmeyeceği,
Yanık olayına ilişkin tıbbi kayıtların hiç yer almamasının, açıkça kayıt tutma yükümlülüğünün ihlali anlamına geldiği,
Hekimin kusurunun, hizmeti yürüten kamu idaresine atfedilebilir olduğu kanaati bildirilmiştir.
Maddi tazminat yönünden, davacılar tarafından sunulan belgelerin zarar kalemlerini ispatlamaya yeterli bulunmaması nedeniyle tazminat talebi reddedilmiştir. Özellikle iş gücü ve kazanç kaybına ilişkin talepler, çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle kazanç getirecek bir faaliyet yürütmediği gerekçesiyle uygun görülmemiştir.
Manevi tazminat açısından ise mahkeme, kalıcı cilt lezyonu, çocuğun yaşadığı fiziksel travma ve anne-babanın maruz kaldığı psikolojik etkileri birlikte değerlendirerek; ” çocuk ve anne- baba için ayrı ayrı manevi tazminata” hükmetmiştir. Ayrıca, yasal faizin idareye yapılan başvuru tarihinden itibaren işletilmesine karar verilmiştir.
İstinaf Mahkemesi Kararı
İlk derece kararına karşı hem davacı hem davalı taraflarca istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacılar, özellikle Adli Tıp Kurumu raporlarına itirazlarının dikkate alınmadığını, olayın tıbbi belgelerde eksik veya sonradan oluşturulmuş şekilde yer aldığını ileri sürmüştür. Davalı taraf ise yanığın hafif dereceli ve kalıcı hasar oluşturmadığını, hekim hatası bulunmadığını savunmuştur.
Konya Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi 2025/1551E, 2025/1923K 03/07/2025 tarihli kararıyla dosyadaki bilirkişi raporları ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararını yerinde bularak istinaf başvurularının tamamını esastan reddetmiş ve ilk derece kararı onanarak kesinleşmiştir.
Hukuki Değerlendirme ve Sonuç
Çocuk hastalarda uygulanan tıbbi müdahaleler, doğaları gereği yüksek düzeyde özen ve dikkat gerektirir. İncelenen olayda, basit ve rutin kabul edilen bir sistoskopi işlemi sırasında meydana gelen yanık, hekimin öngörebileceği ve kolaylıkla önleyebileceği bir riskin gerçekleşmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle olay, tıbbi komplikasyon değil; açık bir şekilde malpraktis niteliğinde bir uygulama hatası olarak değerlendirilmelidir.
Adli Tıp raporlarında da açıkça belirtildiği üzere, kullanılan sıvının sıcaklığı hekimin kontrolü altındadır. Sıvının aşırı sıcak oluşu, doğrudan özen borcunun ihlali anlamına gelmektedir. Dahası, bu önemli komplikasyonun tıbbi kayıtlarda hiç yer almaması, yalnızca tıbbi değil; aynı zamanda hukuki yükümlülüğün de ihlali niteliğindedir. Zira tıbbi kayıtların eksiksiz ve gerçeğe uygun tutulması, hem sağlık hizmetinin şeffaflığı hem de hukuki sorumlulukların belirlenmesi açısından esastır.
İlk derece ve istinaf mahkemeleri tarafından verilen kararlar, bu olayda:
Hizmet kusurunun varlığı,
Zararın öngörülebilirliği,
Özellikle çocuk hastalarda kalıcı cilt lezyonlarının estetik ve psikolojik etkileri
gibi unsurların, manevi tazminatla karşılanması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu karar, benzer müdahalelerin yapıldığı sağlık kuruluşlarında:
Sıvı ve cihaz kontrollerine ilişkin işlem öncesi güvenlik protokollerinin geliştirilmesi,
Tıbbi kayıtların eksiksiz ve denetlenebilir biçimde tutulması,
Çocuk hastalarda komplikasyon tanımı ile malpraktis ayrımının titizlikle yapılması
gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, kalıcı iz bırakan öngörülebilir zararlar açısından, çocuğun yüksek korunma ihtiyacı ve hekimin artan dikkat yükümlülüğü birlikte değerlendirilmelidir. Tıbbi belgelerin doğruluğu ve kayıt disiplinine uyum, sorumluluğun sınırlarını doğrudan etkileyen unsurlar haline gelmektedir. Bu karar, pediatrik malpraktis davalarında içtihat bütünlüğü sağlanması açısından önemli bir emsal niteliğindedir.
Av. Ayşe Gül HANYALOĞLU



