Estetik ve Plastik Cerrahide Malpraktis: Eser Sözleşmesi, Aydınlatılmış Onam ve İspat Yükü
- 9 saat önce
- 9 dakikada okunur
Estetik girişimlerden doğan uyuşmazlıklar, tıbbi sorumluluk hukukunun genel kalıplarıyla açıklanamayan bir alan oluşturur. Diğer branşlarda tartışma hekimin özen yükümlülüğü üzerinden yürürken, estetik dosyalarında mahkemeler ilişkiyi büyük ölçüde eser sözleşmesi olarak nitelendirmekte ve soruyu "sonuç gerçekleşti mi" biçiminde kurmaktadır. Bu rehber, incelediğimiz karar zincirlerinden çıkan ölçütleri hekim savunması açısından derlemektedir.
1. Nitelendirme: eser sözleşmesi mi, vekâlet mi
Güzelleştirmeye yönelik girişimlerde baskın nitelendirme eser sözleşmesidir. Yüklenici hekim, TBK'nın eser sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde bir sonuç meydana getirmeyi üstlenmiş sayılır; ölçüt basiretli yüklenicidir. Tedaviye yönelik girişimlerde ise vekâlet ilişkisi işler ve vekilin en hafif kusurdan sorumluluğu gündeme gelir.
Uygulamada üç farklı kurgu görülmektedir. Birincisi, hekim yönünden eser, sağlık kuruluşu yönünden vekâlet ayrımıdır. İkincisi, aynı seansta yapılan işlemlerin her biri için ayrı nitelendirme yapılmasıdır: güzelleştirmeye yönelik girişim eser, tedaviye yönelik girişim vekâlet sayılır. Üçüncüsü, üst derecede sıkça görüldüğü üzere ilişkinin tümüyle eser sözleşmesi olarak kabul edilmesidir.
Savunma açısından pratik sonuç şudur: girişimin tıbbi endikasyona dayandığı ileri sürülüyorsa bu iddia yargılamanın başında, belgeyle ortaya konmalıdır. Nitelendirme tartışması ilk derecede açıkça karara bağlanmadığında, üst derece uyuşmazlığı eser ekseninde çözmekte ve tartışma hekim aleyhine ağırlaşmaktadır.
2. Sonuç taahhüdü ve komplikasyon savunmasının sınırı
Komplikasyon savunması estetik dosyalarında geçerliliğini korumakta, ancak tek başına yeterli olmamaktadır. İncelediğimiz zincirlerde ilk derece mahkemeleri "her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen komplikasyon" formülüyle davayı reddetmiş; üst derece ise komplikasyonun varlığını tartışmaya açmadan, taahhüt edilen sonucun gerçekleşmemiş olmasını esas alarak kararları bozmuş ya da kaldırmıştır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, kombine bir girişim sonrası açılan davada verdiği bozma kararında (E. 2021/6148, K. 2022/4506, 04.10.2022) komplikasyonun ortaya çıkmış olmasını başlı başına kusurlu davranış saymıştır. Aynı Dairenin bir başka bozma kararında (E. 2023/3906, K. 2025/315, 04.02.2025), bilirkişi raporunun kusur yönünden değil kapsam yönünden yetersiz olduğu belirtilmiş; uyuşmazlığın eser sözleşmesi niteliğinde bulunmasına rağmen bu hususta değerlendirme içermeyen rapora dayanılması hatalı görülmüştür.
Bu iki karar, savunmanın soru formülasyonunu değiştirmesini gerektirir. Bilirkişiden yalnızca "tıbbi uygulama hatası var mı" sorusunun yanıtlanması istendiğinde, rapor lehe gelse dahi üst derecede elverişsiz sayılabilmektedir. Rapordan ayrıca hedeflenen sonuca ulaşılıp ulaşılmadığının, eserin ayıplı olup olmadığının ve komplikasyon yönetiminin uygunluğunun değerlendirilmesi talep edilmelidir. Komplikasyon–kusur ayrımının genel çerçevesi için tıbbi komplikasyon ve hekim sorumluluğu yazımıza bakılabilir.
3. Aydınlatılmış onam: varlıktan kapsama
Aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığının ispatı hekim ve sağlık kuruluşuna düşer; incelediğimiz kararlarda bu husus tartışmasız kabul edilmektedir. Buna karşılık eşik zaman içinde yükselmiştir. Erken tarihli kararlarda formun dosyada bulunması yeterli görülürken, yakın tarihli bir istinaf kararında bilirkişiden onam formunun ayrıca irdelenmesi ve gerçekleşen olumsuz sonucun formda sayılan komplikasyonlar kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi istenmiştir.
Savunmayı ayakta tutan formların ortak özelliği, genel risk ifadeleriyle yetinmemesidir. İkinci ameliyat olasılığını, iyileşme sürecinde beklenen değişiklikleri ve hastanın estetik sonuçtan memnun kalmama ihtimalini içeren formlar, sonuç taahhüdü iddiasını doğrudan zayıflatmaktadır. Hastanın belgeyi okuduğunu ve bir nüshasını aldığını kendi el yazısıyla teyit etmesi, formun müzakere edilmediği yolundaki itirazları peşinen karşılamaktadır.
Buna karşılık imzalı bir formun bulunması her zaman yeterli görülmemektedir. Bir dosyada mahkeme, formun içeriğinin hastayla fiilen müzakere edildiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle onamı usulüne uygun saymamıştır. Aydınlatmanın genel çerçevesi için aydınlatılmış onam sayfamıza bakılabilir.
4. Kombine girişimlerde işlem bazlı onam
İncelediğimiz dosyalarda en sık tekrarlayan yapısal zaaf, aynı seansta yapılan girişimlerden birine ilişkin ayrı onam kaydının bulunmamasıdır. Bir zincirde hekime hiçbir teknik kusur atfedilmediği hâlde, kombine operasyonun bir bölümü için onam kaydına rastlanmaması bozma sebebi olmuştur. Bir başka dosyada, kayıt oluşturulmasını hastanın istememesi savunması kabul görmemiştir; bu tür bir beyanın da yazılı hâle getirilmesi gerekir.
Buna karşılık her bir işlem için ayrı ayrı düzenlenmiş ve arşivlenmiş onam formlarının bulunduğu dosyalarda ret kararları hem istinaf hem temyiz denetiminde korunmuştur. Kombine girişim planlanıyorsa onam mimarisinin girişim sayısı kadar bölümlenmesi, savunmanın en düşük maliyetli ve en yüksek getirili adımıdır. Göz kapağı cerrahisinde benzer bir tartışmayı göz kapağı ameliyatında komplikasyon–malpraktis ayrımı yazımızda ele aldık.
5. İspat yükünün dağılımı
İncelediğimiz kararlarda ispat yükü fiilen üçe bölünmektedir. Eserin ayıplı olduğu, yani hedeflenen sonuca ulaşılamadığı iddiası iş sahibi konumundaki hastadadır; mahkemeler bunu fotoğraf, muayene bulgusu ve ek operasyon zorunluluğu üzerinden değerlendirmektedir. Aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığı hekim tarafındadır. Ayıbın hastanın kendi davranışından veya ona yüklenebilecek bir sebepten doğduğu, yani illiyet bağının kesildiği iddiası da hekim tarafındadır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin yukarıda anılan 2025 tarihli bozma kararında, davalıların illiyet bağını kesen geçerli bir savunmada bulunmadıkları ve hastanın kusurunu kanıtlayamadıkları açıkça belirtilmiştir. Bunun karşılığı olarak, hastanın önerilen düzeltici girişimi reddettiği, kontrollere gelmediği veya başka merkezde ek girişim geçirdiği olguların belgeyle ortaya konduğu dosyalarda ret kararları korunmuştur.
6. Komplikasyon yönetimi ve kayıt düzeni
Komplikasyonun ortaya çıkması ile yönetilmesi ayrı ayrı denetlenmektedir. Bir dosyada Adli Tıp Kurumu raporunun erken dönem komplikasyon yönetiminde eksiklik saptaması ve tedavi düzenlendiğine ilişkin belge bulunmaması, sonraki akademik heyet raporunun olumlu görüşünü etkisiz kılmıştır. Taburculuk sonrası iletişimin yazışma üzerinden yürütülmüş olması da kayıt yerine geçmemiştir.
Savunma bakımından belirleyici belgeler şunlardır: komplikasyon anındaki muayene bulgusu, önerilen tedavi ve hastanın kabul ya da reddi, kontrol randevularının planlanması ve gerçekleşmesi, ameliyat öncesi ve sonrası karşılaştırmalı görüntüler. Bu kayıtların bulunmadığı dosyalarda tıbbi teknik uygun bulunsa dahi sonuç değişmemektedir.
7. Bilirkişi: heyetin bileşimi ve raporun kapsamı
İstinaf denetiminin en sık kullandığı kaldırma sebebi bilirkişi raporunun yetersizliğidir. Yetersizlik ölçütü raporun sonucu değil kapsamıdır. İncelediğimiz kaldırma kararlarında üç gerekçe tekrarlanmaktadır: raporun sözleşmesel çerçeveyi hiç ele almaması, hastanın bizzat muayenesine dayanmaması ve dosyadaki raporlar arasındaki çelişkinin giderilmemesi. Bir dosyada iki bağımsız kurulun birbirini destekleyen raporları dahi, ayıp ve sonuç sorularını yanıtlamadığı için yeterli görülmemiştir.
İstinaf dairelerinin talep ettiği model istikrarlıdır: üniversitelerden seçilecek, akademik kariyerli, plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanlarından oluşan ve önceki heyetlerden farklı üç kişilik kurul. Bir başka dosyada, uyuşmazlığın asıl tıbbi alanının uzmanı heyette bulunmadığı için hekim lehine verilmiş ret kararı yıllar sonra kaldırılmıştır. Bu nedenle heyetin uzmanlık bileşimine yönelik itiraz, rapor alınmadan önce ve tutanağa geçirilerek yapılmalıdır.
8. Ağır sonuç: postoperatif takip ve organizasyon kusuru
Ölümle sonuçlanan bir zincirde tanı, endikasyon, anestezi ve cerrahi teknik tüm raporlarda uygun bulunmuş; buna rağmen sorumluluk kurulmuştur. Belirleyici olan, ameliyat sonrası izlem talimatının yazılı olarak verilmemiş olması ve ameliyatı yapan hekim ile servis ekibi arasındaki iletişimin sağlanamamasıdır. Kusur, hekim ile sağlık kuruluşu arasında paylaştırılmış, dış ilişkide müteselsil sorumluluk kabul edilmiş ve karar Yargıtay 6. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiştir (E. 2025/3806, K. 2026/1329, 08.04.2026).
Bu karar iki şeyi göstermektedir. Birincisi, hastanın servise teslim edilmiş olması hekimin izlem sorumluluğunu sona erdirmemekte, yalnızca kuruluşla paylaştırmaktadır. İkincisi, iç ilişkideki kusur oranı dış ilişkide sorumluluğu sınırlamamaktadır; bu nedenle sigorta ve rücu ilişkisinin erken devreye sokulması önem taşır. Sigorta boyutu için malpraktis davalarında hekim poliçeleri değerlendirmemize bakılabilir. Organizasyon kusurunun bir başka görünümünü sterilizasyon süreçlerine ilişkin karar incelememizde ele aldık.
9. Görevli mahkeme, kanun yolu ve kesinlik sınırları
İncelediğimiz dosyaların tamamında özel sağlık kuruluşunda özel hekimce verilen estetik hizmet tüketici işlemi sayılmış, tüketici mahkemesi görevli görülmüş ve bu nitelendirme hiçbir aşamada bozulmamıştır. Görev itirazının hekim tarafına sağladığı bir kazanım gözlenmemiştir; buna karşılık tüketici yargılamasında davacının harçtan muaf olması, harç riskini fiilen davalı tarafa yüklemektedir.
Usul bakımından iki nokta öne çıkmaktadır. Bozmaya uyularak verilen kararlarda kanun yolunun doğru seçilmesi gerekir; incelediğimiz bir zincirde istinafa başvurulması, dosyanın esasa girilmeden aylarca geri çevrilmesine yol açmıştır. İkincisi, kesinlik sınırının altında kalan kalemlerde kanun yolu denetimi kapanmaktadır: bir dosyada kabul edilen maddi tazminat, bir başkasında hükmedilen manevi tazminat bu nedenle hiç incelenmemiştir. Bu, savunmanın tamamının ilk derecede kurulmasını zorunlu kılar.
Yargılama süreleri gerçekçi biçimde değerlendirilmelidir: incelediğimiz dosyalarda kesinleşmeye ulaşan süreç yaklaşık dokuz yıla, hâlâ derdest olanlarda geçen süre altı yıla ulaşmıştır. Süreyi tüketen asıl kalem kanun yolu incelemesi değil, art arda alınan bilirkişi raporlarıdır. Özel sağlık kuruluşlarına yönelik istemlerde dava şartı arabuluculuk aşaması ayrıca işletilir.
10. Kamu kuruluşunda yapılan girişimler: idari yargı ekseni
Kamu hastanesinde gerçekleştirilen rekonstrüktif girişimlerde uyuşmazlık idari yargıda tam yargı davası olarak görülür. Burada eser sözleşmesi tartışması yoktur; ölçüt, hizmetin kuruluş, düzenleniş veya işleyişindeki nesnel bozukluk olarak tanımlanan hizmet kusurudur. Hekim davalı değil müdahil konumundadır ve denetlenen şey kişisel kusur değil hizmetin standardıdır.
Danıştay Onuncu Dairesi, çift taraflı çene kırığında yalnız bir tarafa tespit uygulanmasına ilişkin bir dosyada verdiği bozma kararında (E. 2019/6301, K. 2020/4977, 17.11.2020), somut verilere dayanmayan ve varsayıma dayalı görüş bildiren bilirkişi raporuna dayanılmasının yeterli yargısal güvence sağlamayacağını belirtmiştir. Savunma açısından sonuç şudur: ameliyat notunda hangi girişimin neden yapılmadığının, yani endikasyon gerekçesinin yazılı olması, sonradan üretilecek her açıklamadan daha güçlüdür. İdarenin ödediği tazminatı hekime rücu etmesi ayrı bir aşama olup kamu hekimine rücu davaları yazımızda ele alınmıştır.
Savunmanın dayandığı belgeler
İncelediğimiz dosyalarda savunmanın gücü, olaydan sonra üretilen açıklamalara değil olay sırasında tutulmuş belgelere dayanmaktadır: her girişim için ayrı ve o girişime özgü onam formu; formda ismen sayılan komplikasyonlar; ameliyat öncesi ölçüm ve karşılaştırmalı görüntüler; endikasyon gerekçesinin yazılı olduğu ameliyat notu; komplikasyon anındaki muayene, tedavi ve öneri kayıtları; hastanın kabul veya reddine ilişkin notlar; kontrol randevularının planlandığını ve gerçekleştiğini gösteren kayıtlar; epikriz ve tanı kodlarının işlemin niteliğiyle tutarlılığı.
Konuya ilişkin uygulama alanımıza Estetik ve Plastik Cerrahide Malpraktis Savunması sayfamızdan ulaşabilir, eser sözleşmesi tartışmasının ayrıntılı incelemesi için estetik cerrahide eser sözleşmesi ve sonuç sorumluluğu yazımıza bakabilir, dosyanız için ön değerlendirme talep edebilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Anılan kararlar somut dosyaların koşulları içinde verilmiştir. İncelenen zincirlerin bir bölümü derdest olup, bu kararlar kesinleşmiş içtihat olarak değil, yargılamanın ilgili aşamasında aranan ölçütler olarak değerlendirilmelidir.
Estetik girişimlerden doğan davalarda savunmanın en sık kurulduğu cümle şudur: bilirkişi hekime kusur atfetmemiştir. Bu cümle ilk derece mahkemelerinde çoğunlukla ret kararı üretmekte, üst derece denetiminde ise tek başına yetmemektedir. Sebebi, uyuşmazlığın hangi sözleşme tipine oturtulduğudur.
Nitelendirmenin sonucu değiştirdiği nokta
Tedaviye yönelik tıbbi müdahalede ilişki vekâlet sayılır: hekim iyileşmeyi değil, gereken özenin gösterilmesini üstlenir. Güzelleştirmeye yönelik girişimde ise mahkemeler hekimi yüklenici, hastayı iş sahibi kabul etmekte ve TBK'nın eser sözleşmesine ilişkin hükümlerini uygulamaktadır. Yüklenicinin edimi bir sonuç meydana getirmektir; ölçüt basiretli yüklenicidir.
Bu geçişin pratik sonucu, tartışmanın "kusur" ekseninden "edim" eksenine kaymasıdır. İlk derece mahkemeleri uyuşmazlığı çoğunlukla hekim kusuru sorusu olarak kurar ve tıbbi standarda uygunluk saptandığında davayı reddeder. Üst derece ise soruyu yüklenicinin edimini ifa edip etmediği biçiminde kurar ve kusur bulunmasa dahi ifa yokluğundan sorumluluk çıkarabilir.
Kusursuzluk raporunun yetmediği iki karar
İncelediğimiz zincirlerin ikisinde aynı örüntü görülmektedir: bilirkişi hekime kusur atfetmemiş, yerel mahkeme davayı reddetmiş, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararı bozmuştur.
Birincisinde (E. 2021/6148, K. 2022/4506, 04.10.2022) aynı seansta üç ayrı girişim yapılmış, dosyada bunlardan yalnızca birine ilişkin onam formu bulunmuştur. Daire, kombine girişimlerde her işlem için ayrı aydınlatma yapılması gereğini vurgulamış ve şu değerlendirmede bulunmuştur:
"Davacıda ameliyat sonrası ortaya çıkan komplikasyon ve görüntü bozukluğuna sebebiyet verilmesi de kusurlu bir davranış olup, hekime izafe edilebilecek bir kusur olarak değerlendirilmelidir."
Bu cümle, komplikasyonun doğmuş olmasını kusur değerlendirmesine dâhil etmesi bakımından estetik dosyaları için ağır bir ölçüt getirmektedir.
İkincisinde (E. 2023/3906, K. 2025/315, 04.02.2025) bilirkişi kurulu tabloyu her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen komplikasyon saymış, tekniğin uygun olduğunu belirtmiştir. Daire yine de bozmuş; gerekçesi, raporun kusur yönünden değil kapsam yönünden yetersiz olmasıdır. Uyuşmazlığın eser sözleşmesi niteliğinde bulunmasına rağmen bu hususta hiçbir değerlendirme içermeyen rapora dayanılması hatalı görülmüş, ispat yükü bakımından da şu tespit yapılmıştır:
"Davalılar illiyet bağını kesen geçerli bir savunmada bulunmadıkları gibi, davacının kusurunu da kanıtlayamamışlardır."
Aynı nitelendirmeyle verilen ret kararları
Buradan "eser sözleşmesi kabul edildiyse sorumluluk kaçınılmazdır" sonucu çıkarılamaz. İncelediğimiz iki zincirde mahkemeler eser nitelendirmesini benimsemiş, sonuç taahhüdünü tartışmış ve davayı yine de reddetmiş; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bu kararları onamıştır (E. 2023/3117, K. 2025/364, 06.02.2025 ve E. 2025/210, K. 2025/4192, 20.11.2025).
Bu dosyalarda üç unsur öne çıkmaktadır. Birincisi, hastanın bizzat muayenesine dayanan ve iddia edilen bozukluğun fiziken bulunmadığını saptayan rapordur. İkincisi, her girişim için ayrı ayrı düzenlenmiş ve bilirkişice yeterli görülen onam formlarıdır. Üçüncüsü, hastanın kendi davranışlarına ilişkin belgelerdir: kontrollere gelmemesi, başka merkezde ek girişim geçirmesi, önerilen düzeltici cerrahiyi reddetmesi.
İkinci zincirde davacı, hedeflenen görünüme tıbben ulaşılmasının mümkün olmadığının kendisine açıklanmadığını ileri sürmüş; bu iddia, onam formlarının yeterli aydınlatma içerdiği tespiti karşısında sonuç doğurmamıştır. Estetik dosyalarında en riskli iddia budur ve yalnızca yazılı kayıtla karşılanabilir.
Farkı yaratan üç unsur
Kabul ve red kanadını karşılaştırdığımızda ayrımın nitelendirmede değil ispat düzeninde olduğu görülmektedir.
Birincisi, memnuniyetsizlik ile ayıp arasındaki farktır. Kabul kararlarında gözle görülür ve fizik olarak doğrulanmış bir bozukluk, ek operasyon zorunluluğu ya da bir işlemin geri alınması söz konusudur. Ret kararlarında ise iddia edilen bozukluk muayenede saptanamamıştır. Sübjektif beğenmeme, tek başına sonuç taahhüdünün ihlali sayılmamaktadır.
İkincisi, işlem bazlı onamdır. Kabul kanadında ya bir girişimin onamı hiç yoktur ya da formun içeriğinin müzakere edildiği ispat edilememiştir. Ret kanadında her girişim için ayrı form bulunmakta, bir dosyada hasta belgeyi okuduğunu ve bir nüshasını aldığını kendi el yazısıyla teyit etmektedir. Bu ayrıntının maliyeti yok denecek kadar düşük, etkisi belirleyicidir. Konunun genel çerçevesi için aydınlatılmış onam sayfamıza bakılabilir.
Üçüncüsü, illiyet bağını kesen olguların belgelenmesidir. Yargıtay, bu savunmanın ispat edilememesini doğrudan sorumluluk sebebi saymaktadır. Buna karşılık hastanın kendi tercihlerine ilişkin kayıtların dosyada bulunduğu hâllerde ret kararları hem istinafta hem temyizde korunmuştur.
İspat yükü fiilen üçe bölünüyor
Eserin ayıplı olduğu, yani hedeflenen sonuca ulaşılamadığı iddiası hastadadır. Aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığı hekim tarafındadır. Ayıbın hastanın davranışından veya ona yüklenebilecek bir sebepten doğduğu, yani illiyet bağının kesildiği iddiası da hekim tarafındadır. Üç kalemden ikisinin hekimde olması, savunmanın belge üretimi üzerine kurulmasını zorunlu kılar.
Buna bir de bilirkişi sorunu eklenir. İncelediğimiz kaldırma kararlarında raporlar, sonuçları hekim lehine olduğu hâlde yetersiz sayılmıştır: sözleşmesel çerçeveyi ele almadıkları, hastanın muayenesine dayanmadıkları veya dosyadaki çelişkiyi gidermedikleri için. Savunmanın bilirkişiye sorulacak soruları yargılamanın başında şekillendirmesi, rapor sonrasında yapılacak itirazlardan daha etkilidir.
Pratik sonuç
Estetik cerrahide savunma, "kusurum yok" cümlesinin üzerine kurulduğunda ilk derecede kazanıp üst derecede kaybetme riski taşımaktadır. Dayanıklı savunma üç ayak üzerinde durur: sonucun objektif olarak beklentiyi karşıladığını gösteren ölçüm, görüntü ve muayene bulguları; girişim sayısı kadar bölümlenmiş ve gerçekleşmesi muhtemel komplikasyonları ismen sayan onam belgeleri; illiyet bağını kesen olguların yazılı kaydı.
Ameliyat öncesi görüşmede hangi sonucun teknik olarak mümkün olmadığının hasta dosyasına yazılması, sonradan üretilmesi mümkün olmayan tek savunma malzemesidir. Komplikasyon–kusur ayrımının genel çerçevesi için tıbbi komplikasyon ve hekim sorumluluğu, burun cerrahisine özgü bir örnek için estetik burun ameliyatı sonrası açılan tazminat davası incelememize bakılabilir.
Alanın tümüne ilişkin değerlendirme Estetik ve Plastik Cerrahide Malpraktis Rehberimizde yer almaktadır; uygulama alanımıza Estetik ve Plastik Cerrahide Malpraktis Savunması sayfamızdan ulaşabilir, dosyanız için ön değerlendirme talep edebilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Anılan kararlar somut dosyaların koşulları içinde verilmiştir; her dosya kendi tıbbi ve hukuki koşulları içinde değerlendirilir.


