top of page

Pratisyen Hekimlikte Malpraktis Rehberi | Hanyaloğlu & Acar

  • 23 Tem
  • 7 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 27 Tem

Pratisyen Tabip Malpraktis
Pratisyen Hekim ve Malpraktis

Pratisyen hekimlikte malpraktis; ilk başvuru muayenesi, tanı süreci, sevk kararı, enjeksiyon ve ilaç uygulamaları veya izlem sırasında tıbbi standartlara aykırı bir işlem ya da ihmal nedeniyle hastanın zarar görmesi hâlinde gündeme gelir.

Birinci basamak; yüksek hasta yoğunluğu, kısa muayene süresi ve sınırlı tanı olanakları altında çalışır. Bu koşullarda ortaya çıkan uyuşmazlıkların büyük bölümü, tek bir tıbbi işlemin hatalı yapıldığı iddiasından çok, "sevk edilmedi" veya "geç sevk edildi" iddiası üzerine kurulur. Bu nedenle pratisyen hekim dosyalarının hukuki değerlendirmesi, uzmanlık dallarından farklı bir ölçüte dayanır.

Bu rehber, Hanyaloğlu & Acar Hukuk Bürosu'nun iki bini aşkın malpraktis dosyasının incelenmesine dayanan birikiminden yararlanılarak; pratisyen hekimler, aile hekimleri ve sağlık kuruluşları için hazırlanmıştır. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; rehber genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez.

I. Temel kavramlar

Pratisyen hekimlikte malpraktis nedir?

Malpraktis; sağlık meslek mensubunun olay tarihinde geçerli bilimsel bilgiye ve kabul edilen tıbbi uygulama standartlarına aykırı işlem veya ihmali ile hastada meydana gelen zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması hâlinde söz konusu olur. Birinci basamak bakımından değerlendirme; başvurunun karşılanması, öykü ve muayene, tanıya yönelik ilk adımlar, sevk kararı, uygulanan işlemler ve izlem sürecinin bütününe yönelir.

Pratisyen hekimin özen yükümlülüğü uzman hekimden farklı mıdır?

Ölçüt farklıdır. Pratisyen hekimden, bir uzmanın bilgi ve deneyim düzeyi değil; aynı koşullarda görev yapan ortalama bir pratisyen hekimden beklenen dikkat ve özen beklenir. Bu ölçütün iki yönü vardır: hekim, uzmanlık gerektiren bir tanıyı koyamadığı için tek başına kusurlu sayılamaz; ancak kendi bilgi ve olanaklarının sınırını tanıması ve bu sınırın aşıldığı noktada hastayı ileri değerlendirmeye yönlendirmesi beklenir. Yargı pratiğinde pratisyen hekim dosyalarının önemli bölümü bu ikinci yön üzerinden tartışılır.

Sevk yükümlülüğü ne zaman doğar?

Klinik tablo birinci basamağın tanı ve tedavi olanaklarını aştığında, bulgular uzmanlık düzeyinde değerlendirme gerektirdiğinde veya uygulanan tedaviye beklenen yanıt alınamadığında sevk endikasyonu gündeme gelir. Alarm bulgusu taşıyan hastanın sevk edilmemesi veya sevkin gerektirdiği ivediliğin sağlanmaması, bilirkişi incelemelerinde başlı başına kusur tartışması doğurur. Buna karşılık her yakınmanın uzmana yönlendirilmesi de beklenemez; değerlendirme, başvuru anındaki bulguların ciddiyetine göre yapılır.

Her kötü sonuç hata mıdır?

Hayır. Birinci basamak başvurusunun ardından ağır bir tablonun gelişmesi, tek başına hekim hatasının kanıtı değildir. Sorulması gereken sorular şunlardır: Başvuru anındaki yakınma ve bulgular neydi? Tablo bu bulgularla birinci basamak koşullarında tanınabilir miydi? Sevk endikasyonu doğmuş muydu, doğduysa hastaya iletildi mi? Hastanın önerilere uyumu ve kontrole gelip gelmediği kayıt altında mı?

II. En sık iddia alanları

Alarm bulgularının atlanması iddiaları nasıl değerlendirilir?

Göğüs ağrısında miyokard enfarktüsü, nefes darlığı ve bacak ağrısında pulmoner emboli, ateşli hastada sepsis ve bakteriyel menenjit, karın ağrısında apandisit rüptürü; birinci basamaktan yargıya en sık yansıyan tablolardır. Belirleyici soru, hastalığın başvuru anındaki bulgularla tanınabilir olup olmadığıdır; atipik seyir ile özensiz değerlendirme birbirinden ayrılmalı, sevk kararının zamanlaması sonuç bilgisiyle değil karar anındaki tabloyla ölçülmelidir. Dava nedenlerine göre hazırlanan incelemelerin tamamı teşhis kaynaklı malpraktis sayfasında toplanmıştır.

Enjeksiyon uygulamalarına bağlı sorumluluk nasıl doğar?

Kas içi enjeksiyon sonrası sinir yaralanması (enjeksiyon nöropatisi) iddiaları, birinci basamağın klasik uyuşmazlık konusudur. Ancak bu dosyalarda hukuki sonucu belirleyen, çoğu zaman uygulamanın tekniği değil; aydınlatma ve rızanın belgelenmiş olup olmadığıdır.

Adli Tıp Kurumu'nun yerleşik görüşü; endikasyon bulunması, doğru ilacın doğru bölgeye ve doğru miktarda uygulanması hâlinde malpraktisten söz edilemeyeceği, doğru uygulamada dahi gelişebilen ödem ve hematomun mekanik baskısı ile ilacın difüzyonuna bağlı toksik etkinin beklenir komplikasyon sayılacağı yönündedir. Bu nedenle uygulama bölgesi ve tekniğinin uygunluğu, uygulamayı yapan personelin yetkisi ile reçete ve talimat zinciri incelenmekle birlikte; teknik uygunluğun ortaya konduğu dosyalarda hizmet kusuru ve nedensellik bağı kurulamadığından maddi tazminat talepleri kural olarak reddedilmektedir.

Buna karşılık yüksek yargı, sonucun komplikasyon kabul edildiği hâllerde dahi, uygulama öncesinde hastanın olası sonuçlar konusunda aydınlatıldığına ve rıza gösterdiğine dair yazılı belgenin bulunmamasını başlı başına sorumluluk nedeni saymaktadır (Danıştay 15. D., 20.03.2018 tarihli, E. 2013/8167, K. 2018/2782 sayılı karar). Aydınlatılmış onamın ispatlanamaması, hastanın karar verme hakkının elinden alınması olarak nitelendirilmekte ve manevi tazminata hükmedilmesini gerektirmektedir.

Bu noktada Sağlık Bakanlığı'nın 10.06.2019 tarihli 2019/11 sayılı "Enjeksiyon Uygulamaları Hakkında" Genelgesi ile yargı içtihadı arasındaki uyumsuzluk gözden kaçırılmamalıdır. Genelge, enjeksiyonun büyük ameliyei cerrahiye niteliğinde olmaması nedeniyle sözlü bilgilendirmeyi yeterli görmekte ve reçeteye dayalı uygulamalarda yazılı onamı zorunlu tutmamaktadır. Ancak bu yaklaşım, Biyotıp Sözleşmesi'nin 5. maddesi ile Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15 ve 31. maddeleri karşısında ve yerleşik yargı kararları bakımından hekime koruma sağlamamaktadır. Konunun içtihat ve mevzuat boyutuyla ayrıntılı incelemesi, enjeksiyon hasarı nedeniyle açılan malpraktis davaları başlıklı yazımızda yer almaktadır.

İlaç uygulaması sonrası gelişen anafilaksi tablolarında ise alerji öyküsünün sorgulanıp kaydedilmesi ve acil müdahale hazırlığının bulunması belirleyicidir. Bu dosyalarda hekim kusuru ile kurumun organizasyon sorumluluğu çoğu zaman birlikte tartışılır.

Acil nöbetlerinde pratisyen hekimin sorumluluğu nedir?

Pratisyen hekimler, acil servis nöbetlerinde branş dışı koşullarda ve yüksek riskli hasta grubuyla çalışır. Bu nöbetlerden doğan iddialarda değerlendirme; hekimin fiilen erişebildiği tanı olanaklarına, konsültasyon ve sevk koşullarına ve acil servis yoğunluğuna göre yapılmalıdır. Acil koşullarındaki değerlendirme çerçevesi acil tıpta malpraktis rehberinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Tarama ve izlem süreçlerinde iddialar nasıl ortaya çıkar?

Aile hekimliğinin tarama ve izlem görevleri, zaman içinde biriken bir sorumluluk alanı oluşturur: meme kanseri ve kolon kanseri taramalarında şüpheli bulgunun ileri tetkike yönlendirilmemesi, tetkik sonucunun izlenmemesi veya hastaya ulaştırılmaması; gebe ve bebek izlemlerinde aksama; kronik hastalık takibinde kontrol çağrılarının yapılmaması bu grubun tipik iddialarıdır. Tarama önerisinin ve hastanın buna uyumunun kaydı, bu dosyalarda savunmanın temelidir.

Rapor ve belge düzenlemeden sorumluluk doğar mı?

Doğar. Sağlık raporu, işe giriş ve spor raporları ile reçete düzenleme; tazminat boyutunun ötesinde idari ve cezai sorumluluk doğurabilen işlemlerdir. Muayeneye dayanmayan veya gerçeğe aykırı belge düzenlenmesi, ceza hukuku bakımından ayrıca değerlendirilir. Raporun dayandığı muayene bulgularının kaydı, bu alandaki temel güvencedir.

III. Sorumluluğun değerlendirilmesi

Birinci basamak dosyalarında bilirkişi incelemesi nasıl yapılmalıdır?

İnceleme; birinci basamak koşullarını ve aile hekimliği pratiğini bilen uzmanların yer aldığı bir kurul tarafından, başvuru kayıtları, izlem ve sevk belgeleri üzerinden yapılmalıdır. Bu dosyalara özgü en sık itiraz nedeni, pratisyen hekimin ilgili dal uzmanının bilgi düzeyi ölçüt alınarak değerlendirilmesidir; oysa ölçüt, aynı koşullardaki ortalama pratisyen hekimdir. Bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu raporlarına karşı gerekçeli itiraz, savunmanın merkezindedir.

Kayıtlar neden belirleyicidir?

Birinci basamak dosyası, çoğu zaman yıllar sonra yalnızca kayıtlar üzerinden değerlendirilir. Başvuru yakınmasının hastanın ifadesiyle kaydı, muayene ve vital bulgular, konulan ön tanı, verilen öneriler, sevk belgesi ve sevki ret tutanağı ile kontrol çağrıları; özenin ispatındaki başlıca delillerdir. Kayıtta yer almayan değerlendirmenin yapıldığının ispatı güçtür.

Nedensellik bağı nasıl kurulur?

Sorumluluk için eksikliğin tespiti yetmez; eksiklik ile zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Hasta zamanında sevk edilseydi dahi sonucun değişmeyeceği tablolarda tazminat sorumluluğu doğmayabilir. Bu değerlendirme, tıbbi literatür ve somut olgunun seyri üzerinden yapılır.

IV. Hukuki süreçler

Kamuda görev yapan pratisyen hekime karşı dava kime açılır?

Devlet hastanesi, ilçe entegre hastanesi, toplum sağlığı merkezi, 112 acil sağlık hizmetleri ve aile sağlığı merkezi gibi kamu sağlık hizmetinin yürütüldüğü yerlerde görev yapan pratisyen hekimler yönünden husumet, kural olarak hekime değil idareye yöneltilir (Anayasa m. 129/5). Tazminat istemi idari yargıda tam yargı davasıyla ileri sürülür; hekime doğrudan açılan dava husumet yokluğundan reddedilir. Dava öncesinde, zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulması zorunludur (İYUK m. 13). Hekim yönünden ceza soruşturması, disiplin süreci ve idarece ödenen tazminatın kusur oranında rücu edilmesi olasılığı ayrıca yönetilmelidir.

Özel sağlık kuruluşunda görev yapan pratisyen hekime karşı süreç nasıl işler?

Özel hastane, tıp merkezi ve poliklinikte çalışan pratisyen hekimler yönünden uyuşmazlık adli yargıda görülür. Hasta ile kuruluş arasındaki ilişki hastaneye kabul sözleşmesine dayandığından talepler kural olarak tüketici mahkemesinde ileri sürülür; kuruluş, istihdam ettiği hekimin fiilinden ifa yardımcısının fiilinden sorumluluk ve adam çalıştıranın sorumluluğu çerçevesinde sorumlu tutulur. Uygulamada husumet çoğu zaman hekim ile kuruluşa birlikte yöneltilir ve dava öncesinde arabuluculuk dava şartıdır. Arabuluculukta verilen beyanlar ve varılan anlaşma kesin sonuç doğurduğundan, bu aşama hukuki ve tıbbi değerlendirme yapılmadan yürütülmemelidir.

Ceza soruşturması ve Mesleki Sorumluluk Kurulu süreci nasıl işler?

Ceza soruşturması genellikle taksirle yaralama (TCK m. 89) veya taksirle ölüme neden olma (TCK m. 85) iddiasıyla başlar. Kamuda görev yapan pratisyen hekimler yönünden bu iddialara çoğu zaman görevi kötüye kullanma (TCK m. 257) da eklenir: hastanın muayene edilmemesi, sevk yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, nöbet ve icap düzenine uyulmaması ile kayıt ve belge düzeninin sağlanmaması gibi iddialar bu madde kapsamında değerlendirilir.

Sağlık mesleğinin icrası kapsamındaki muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar yönünden soruşturma yapılması Mesleki Sorumluluk Kurulu'nun iznine bağlıdır (3359 sayılı Kanun Ek m. 18); izin verilmesi kusurun kabulü anlamına gelmez. Buna karşılık tıbbi işlem ve uygulama niteliği taşımayan, salt görevin gereklerine aykırılığa dayanan iddialarda izin usulü 4483 sayılı Kanun çerçevesinde ilgili idari makam tarafından yürütülür.

Aynı olaydan doğan tazminat, ceza, disiplin ve rücu süreçleri birlikte yürüyebilir; savunma tek strateji altında yönetilmelidir.

Zorunlu mali sorumluluk sigortası pratisyen hekimi nasıl korur?

Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, 1219 sayılı Kanun'un Ek 12. maddesi uyarınca pratisyen hekimler dâhil tüm hekimler bakımından zorunludur. Poliçe, sözleşme dönemi içinde ve bu dönemden önceki on yıllık süredeki mesleki faaliyetten doğan tazminat taleplerine karşı, poliçe limitleri dâhilinde güvence sağlar; teminat maddi ve manevi tazminat ile yargılama giderlerini kapsar. Sigorta ettiren sıfatı çalışma statüsüne göre değişir: kamu sağlık kuruluşlarında hekimin kendisi, özel sağlık kuruluşlarında hekim adına kuruluş, serbest çalışan hekimler ile sözleşmeli aile hekimlerinde ise hekimin kendisi poliçeyi yaptırır. Kamuda görev yapan hekimler bakımından primin yarısı kurumca karşılanır.

Teminat ve prim tutarları, 7 Ağustos 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan SEDDK Tebliği ile 2015'ten bu yana ilk kez güncellenmiş ve 1 Kasım 2025 itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Buna göre olay başına azami teminat risk gruplarına göre beş kat artırılarak 1.000.000 – 4.000.000 TL aralığına çıkarılmış, bir poliçeden ödenebilecek yıllık toplam tazminat tavanı 1.800.000 TL'den 9.000.000 TL'ye yükseltilmiştir. Aynı düzenlemeyle primleri de risk gruplarına göre 750, 1.500, 2.500 ve 3.750 TL olarak belirlenmiştir. Karşılaştırmalı tablolar ve değerlendirmemiz Tıbbi Malpraktis Sigortasında 2025 Güncellemesi başlıklı yazımızda yer almaktadır.

Prim tutarı, hekimin risk grubu ile hasarsızlık durumuna göre belirlenen basamağa bağlı olduğundan; birden fazla statüde çalışan pratisyen hekimlerin tüm mesleki faaliyetlerinin poliçede doğru biçimde beyan edilmesi gerekir. Teminatın korunması bakımından talebin gecikmeden sigortacıya bildirilmesi önemlidir. Ayrıca teminat limitini aşan tazminat tutarının hekimin kendi malvarlığında kaldığı gözetilerek, teminat artışına rağmen ek poliçe ihtiyacının bulunup bulunmadığı değerlendirilmeli; kamu hekimleri yönünden rücu istemlerinin poliçe kapsamında olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.

V. Riskin azaltılması

Pratisyen hekimlikte malpraktis riski nasıl azaltılır?

Deneyimimiz, riskin defansif tıpla değil, sürecin doğru belgelendirilmesiyle azaldığını göstermektedir. Görev yeri kamu sağlık kuruluşu, acil servis, özel poliklinik ya da işyeri hekimliği olsun, başlıca önlemler ortaktır: başvuru yakınmasının ve muayene bulgularının eksiksiz kaydı; alarm bulgusu değerlendirmesinin kayda geçirilmesi; sevk önerisinin yazılı verilmesi ve sevki reddin tutanak altına alınması; enjeksiyon ve ilaç uygulamalarında alerji sorgusunun kaydı, uygulama öncesi aydınlatmanın ve rızanın belgelenmesi ile acil müdahale hazırlığı; konsültasyon talebi ve yanıtının kayda geçirilmesi; tetkik sonuçlarının takibine ilişkin düzenin kurulması; rapor düzenlemede muayene bulgularına dayanma. İzlem ve tarama görevi bulunan hekimler yönünden ayrıca tarama önerilerinin ve kontrol çağrılarının belgelenmesi gerekir.

Sonuç

Pratisyen hekim dosyalarında hukuki sonucu belirleyen, tanının konulamamış olması değil; hekimin görev yaptığı yerin olanakları içinde göstermesi gereken özeni gösterip göstermediği ve sevk yükümlülüğünü zamanında yerine getirip getirmediğidir. Değerlendirme ölçütü uzman hekim değil, aynı koşullarda görev yapan ortalama pratisyen hekimdir; bu ölçütün bilirkişi incelemesinde doğru uygulanması savunmanın merkezindedir. Görev yerinin kamu ya da özel oluşu yargı yolunu, husumeti ve başvuru sürelerini değiştirdiğinden, hakkında iddia yöneltilen hekimin ilk adımı kayıtların eksiksiz toplanması ve süreçlerin tek elden yönetilmesi olmalıdır.


 
 
bottom of page